Cover Image
Görüş

Türkiye'nin Güney Kafkasya Politikası

Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Türkiye, Güney Kafkasya’da nasıl bir politika izledi? Azerbaycan ile “Tek Millet İki Devlet” yaklaşımı, Ermenistan ile süregelen gerilim ve Gürcistan’la kurulan stratejik ortaklık, bölgenin geleceği açısından ne ifade ediyor? Türkiye’nin enerji, güvenlik ve diplomasi ekseninde Kafkasya’daki etkisi ve daha fazlası…

Doç. Dr. Ahmet Hüsrev ÇELİK | 2. Sayı 2025
Düzce Üniversitesi

Türkiye’nin Güney Kafkasya politikasının ortaya çıkışı Sovyetler Birliğinin dağılma süreciyle eş zamanlıdır. Kafkasya ve Orta Asya ülkeleri, 1989’dan itibaren ve 1990’lar boyunca egemenliklerini ilan ederek bağımsızlık süreçlerini başlatmış, 1991 yılında da peş peşe bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. Henüz Sovyetler Birliğinin dağılma sürecinde iken Türkiye Eylül 199l'de bölgede incelemelerde bulunmak üzere iki ayrı heyet oluşturmuş, heyetlerden biri Azerbaycan ve Orta Asya Cumhuriyetleri’ne diğer heyet ise Ukrayna, Moldova, Gürcistan ve Ermenistan’a gönderilmiştir. Bu heyetler bağımsızlık öncesi bölgeye giden ilk heyetlerdir. Bir taraftan bu Cumhuriyetler ile temasa geçilirken diğer taraftan da temkinli olunmuş, Moskova ile olan ilişkiler ve dengeler gözetilmiştir.


Sürecin ortaya çıkarabileceği potansiyeli Türkiye erken fark etmiştir. Cumhurbaşkanı Özal, 1 Eylül 1991’de Meclis açılış konuşmasında, Türkiye’nin önüne 400-500 yılda gelebilecek bir fırsat çıktığını ifade etmiştir. 


18 Ekim 1991’de Azerbaycan bağımsızlığını ilan etmiş, tanınmak için de 29 Ekim’de dünyaya çağrıda bulunmuştur. Azerbaycan, kendilerini ilk tanıyan ülke olması noktasında Türkiye’ye de hususi bir çağrıda bulunmuştur. Türk kamuoyunun beklentisi de bu yönde gelişmiştir. 9 Kasım 1991’de Türkiye, Azerbaycan’ı tanıyan ilk ülke olmuştur. Böylece Azerbaycan’ın Türkiye tarafından tanınması diğer Cumhuriyetlere göre daha erken gerçekleşmiştir.


Gürcistan, 9 Nisan 1991’de bağımsızlığını ilk ilan eden ülkelerden birisidir. Ermenistan, bağımsızlığını 21 Eylül 1991’de ilan etmiştir. 16 Aralık 1991’de Türkiye, aralarında Ermenistan’ın da bulunduğu bölgedeki tüm cumhuriyetleri tanımıştır.

Böylece Türkiye, tüm bu cumhuriyetleri tanıyan ilk ülke olmuştur.

Türkiye 1991 sonu itibariyle Moskova merkezli politikaları terk etmiştir. 1992 yılında Başbakan Demirel, “Sınırları sabit kalmasına rağmen Türkiye’nin büyüdüğünü” ve “Bir ucu Adriyatik Denizi’nde bir ucu Çin Seddi’nde olan bir Türkiye meydana gelmiştir.” ifadelerini kullanmıştır. 21. yüzyılın Türk yüzyılı olacağı hem basında yer almaya hem de siyasiler tarafından dile getirilmeye başlanmıştır. İran ve Rusya ile bölgesel rekabetin ilk tezahürleri de bu ilk dönemde ortaya çıkmıştır. Rusya bu söylemlere tepki göstermiştir. Azerbaycan, Güney Kafkasya ülkeleri arasında yer almakla birlikte aynı zamanda Türk dünyasının bir parçası ve Orta Asya/Türkistan ülkelerinden birisidir. Bu bağlamda, Türkiye’nin Güney Kafkasya politikası, bir boyutuyla Türkiye’nin Orta Asya ve Türk Dünyası politikalarından bağımsız düşünülemez. 


Karabağ Sorunu Ekseninde İlişkiler


Ermenistan’a ilk tavır da bu dönemde ortaya çıkmıştır. 18 Aralık’ta Türkiye, Yeni Cumhuriyetlerde önce konsolosluklar açmış, daha sonra da bunları büyükelçiliklere dönüştürme kararı almıştır. Yukarı Karabağ meselesi nedeniyle Ermenistan, bu diplomatik ilişki kurma kapsamından hariç tutulmuştur. Oysaki Ermenistan’ın bağımsızlığının hemen ardından uluslararası toplum ve sistemle bütünleşmesi için Türkiye tarafından çaba gösterilmiş, Ermenistan’a el uzatılmıştır. Haziran 1992’de İstanbul’da gerçekleştirilen Karadeniz Ekonomik İşbirliği’nin kurucu toplantısı ve anlaşmasına Ermenistan da kurucu üye olması için davet edilmiştir.


1992-93 döneminde Ermenistan’ın Azerbaycan topraklarını işgalleri ve uyguladığı soykırım Türkiye’nin Ermenistan politikasının temel belirleyicisi oldu. 5 Nisan 1993 tarihli gazeteler Cumhurbaşkanı Özal’ın Ermenistan’a askeri müdahale istediğini yazıyordu. 4 Nisan tarihli gazetelerde Başbakan Demirel’den Erivan’a sert uyarı ifadeleri yer alıyordu. Nisan 1993’te Kelbecer’in Ermenistan tarafından işgal edilmesiyle birlikte Türkiye, Ermenistan ile bütün ticari ilişkilerini askıya alarak sınırı kapatmıştır. 1993 yılı boyunca Türkiye’nin Ermenistan’a yönelik uyarıları devam etmiştir. Eş zamanlı olarak bu dönemde, Ermenistan’ın PKK ile iş birliği yapmaya başladığı ve topraklarını PKK’ya açtığı haberleri kamuoyuna yansımıştır.

Sonraki yıllar boyunca Türkiye, Karabağ’ın işgalden kurtarılması konusunda Azerbaycan’ın uluslararası alandaki mücadele ve girişimlerinin yanında olan ve destekleyen bir politika yürütmüştür. 


Karabağ’ın işgali, 1993 yılında Azerbaycan’da da siyasi bir kriz ve değişimi beraberinde getirmiştir. Azerbaycan’da Ebulfez Elçibey yerine Haydar Aliyev dönemi başlamıştır. 1993-1994 yıllarında Türkiye ile enerji alanında iş birlikleri gündeme gelmiştir. Ocak 1994’te Haydar Aliyev’in Ankara’ya gerçekleştirdiği ziyarette “Tek Millet İki Devlet” politikası ilan edilmiştir.

1995 yılında Haydar Aliyev’e yönelik düzenlenen bir darbe girişiminde Türkiye’den bazı isimlerin de yer aldıkları ortaya çıkmıştır. Bazı Türkler, Azerbaycan tarafından istenmeyen adam ilan edilmiştir. Bu darbe girişimi sürecinde, Türk Başbakan Demirel’in Aliyev’i darbeden haberdar ettiği ve Aliyev’in desteklendiği kamuoyunda yer almıştır. Bu kriz dönemlerinden sonra Azerbaycan ve Türkiye ilişkileri, istikrarlı ve düzenli şekilde artarak “Tek Millet İki Devlet” politikası temelinde devam etmiş ve etmektedir.  


Türkiye, Ermenistan’la ilişkilerinin normalleştirilmesi yönünde 2008 yılında bir girişimde bulunmuştur. İki ülke 2009 yılında Zürih Protokollerini imzalamışsa da bu protokollerin hayata geçirilmesi yine Ermenistan’dan kaynaklanan nedenlerle, Ermenistan’ın kendi iç hukuki ve siyasi karar ve tutumları nedeniyle, mümkün olmamıştır.

İkinci Karabağ savaşıyla birlikte Azerbaycan, Karabağ’ı işgalden kurtarmıştır. Türkiye, Azerbaycan ve Ermenistan arasında nihai bir barış anlaşması imzalanmasını da desteklemektedir. Azerbaycan ve Ermenistan arasında ilişkilerin normalleşmesi, Türkiye ile Ermenistan ilişkilerinin normalleşmesini de beraberinde getirecektir. Böylece Türkiye, bölgesel barışın inşasına katkı verme noktasında niyetini izhar etmiştir. Ancak bunun gerçekleşmesi için Ermenistan’ın da adımlar atması gerekmektedir.


Gürcistan’la İlişkiler


Türkiye – Gürcistan ilişkileri dostluk ve iş birliği zemininde gelişmiştir. Diplomatik ilişkiler karşılıklı olarak 1992’de tesis edilmiştir. 30 Temmuz 1992’de Dostluk İş birliği ve İyi Komşuluk Anlaşması imzalanmış ve böylece siyasi ve ekonomik ilişkiler ileri düzeye erişmiştir. 


Gelinen noktada iki ülke arasındaki ilişkiler Stratejik Ortalık olarak tanımlanmaktadır. Gürcistan’ın Batı’ya ve Avrupa’ya gerek coğrafi ve gerekse siyasi açıdan ulaşımının en kısa yolu Türkiye’dir. Ermenistan’a sınırları kapatmış olan Türkiye’nin de Türk Dünyası projeksiyonunu sürdürebilmesi ve yürütebilmesi için Gürcistan üzerinden ulaşım oldukça önem arz etmektedir. 


Gürcistan’ın en büyük ticari ortağı Türkiye’dir. İki ülke arasında 2011 yılından itibaren pasaporta ihtiyaç olmadan sadece kimlik belgesi ile seyahat edilebilmektedir.


Gürcistan’ın Batı ve Avrupa ile yakınlaşma arayışı ve ilişkilerini geliştirme çabasının olduğu ve bu politikalarının Rusya’yı rahatsız ettiği bir süreçte Gürcistan – Güney Osetya krizi ortaya çıkmıştır. 2006 yılı Kasım ayında Güney Osetya’da yapılan referandum sonucunda %99 ile bağımsızlık kararı çıkmıştır. Bu talep ve karar, Gürcistan tarafından kabul edilmemiştir. 7 Ağustos 2008 tarihinde Gürcistan Devlet Başkanı’nın emriyle Gürcistan Ordusu, Güney Osetya’ya hareket etmiştir. Gürcistan’ın müdahale kararı, Rusya’yı da harekete geçirmiştir. Bunun üzerine Rusya savaşa dâhil olmuştur. Savaşı sona erdirmek için AB arabulucu rolü üstlenmiştir. Savaş 5 gün sürmüş, 12 Ağustos’ta ateşkes için taraflar ikna olmuşlar, 16 Ağustos’ta da ateşkes imzalanmıştır. Savaş sonrasında Güney Osetya’nın bağımsızlığı tek taraflı olarak Rusya tarafından tanınmıştır. Bu hadise sonrası 2009’da Gürcistan, Bağımsız Devletler Topluluğu’ndan ayrılmıştır. 


Savaş esnasında Gürcistan, Türkiye’den ek elektrik enerjisi talebinde bulunmuş, bu talep Türkiye tarafından yerine getirilmiştir. Başbakan Erdoğan 13 Ağustos’ta Moskova’ya giderek Medvedev ve Putin’le görüşmüş, 14 Ağustos’ta da Tiflis’e giderek Gürcistan Devlet Başkanı ile görüşmüştür. Erdoğan, düzenlenen ortak basın toplantısında, gelişmelerden duyduğu üzüntüyü dile getirerek Türkiye’nin Gürcistan’ın yeniden imarı konusunda elinden gelen yardımı yapacağını ve Gürcistan’a insani amaçlı yardım gönderdiğini, göndermeye de devam edeceğini ifade etti. Ayrıca, Gürcistan’a yardım için İlham Aliyev ile görüşeceğini söyleyerek bölgede Rusya’nın da dahil olacağı yeni bir iş birliğinin önemine dikkat çekti ve Gürcistan’ın Türkiye’nin komşusu ve dostu olduğunu vurguladı. Saakaşvili de basın toplantısında Rusya'nın, Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattını tehdit ederek, bölgede stratejik dengeyi değiştirmek istediğini ifade etmiştir.


Bu savaş, bölgedeki dengeler, ilişkiler ve iş birliklerinin geleceğini test edici bir hadise olmuştur. Gürcistan ABD ve AB’den beklediği desteği alamamıştır. Türkiye, Abhazya ve Güney Osetya konusunda, Gürcistan’ın egemenliği ve toprak bütünlüğünden yana olmakla birlikte sorunun barışçıl yollardan çözümünü savunmaktadır.


Enerji ve Lojistik Güzergahı


Güney Kafkasya, kuzey – güney/doğu – batı güzergâhının önemli bir kavşağında yer almaktadır. Avrupa ve Asya arasında hem lojistik ve nakliyat hem de enerji nakli güzergâhının önemli kilit noktasıdır. Bu özelliği ile önemli projelerin de odağında konumlanmıştır. Güney Kafkasya’nın bu konumlanmasında, Türkiye’nin bölgeye yönelik politika ve çabaları önemli ölçekte belirleyici olmuştur. Bu politikaların hayata geçiş sürecinde bölge, Rusya ile önemli bir rekabet alanı da olmuştur.


Günümüzde, Türkiye’nin Güney Kafkasya politikasının önemli unsurlarından birisini Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru Hattı (BTC) oluşturmuştur. Bu proje yüzyılın projesi olarak adlandırılmıştır. 1770 km’lik hattın 1100 km’si Türkiye sınırları içerisindedir. Projenin hayata geçirilmesi hem zaman almış hem de jeopolitik bir rekabete konu olmuştur. Hazar petrollerinin dünyaya ulaştırılması Azerbaycan’ın bağımsızlığının hemen sonrasında 1993-1994’ten itibaren gündeme gelmiştir. Proje, uzun görüşmeler sonrasında 1999’da imzalanmış, 2002’de inşasına başlanmış ve 2006’da devreye alınmıştır. Bu hattın hayata geçmesinden önce Rusya ile jeopolitik bir rekabet yaşanmıştır. Rusya’nın, Bakü – Novorossisk hattında ısrarcı olmasına rağmen BTC hayata geçirilmiştir. Bakü-Tiflis-Erzurum Doğal Gaz Boru Hattı’na (BTE) ilişkin anlaşma da 2001 yılında imzalanmış, 2004 yılında projeye başlanmış ve 2007’de hat üzerinden gaz akışı başlamıştır. 


Azerbaycan petrolünü dünyaya bağlayan bir diğer önemli hat TANAP’tır. Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı (TANAP), Azerbaycan doğal gazını Posof’ta SCP (South Caucasus Pipeline) Hattı’ndan alarak, Yunanistan’ın İpsala sınırında TAP’a (Trans-Adriatic Pipeline) bağlamaktadır. Bu hatların tamamı Güney Gaz Koridoru’nu oluşturmaktadır. 20 il ve 67 ilçeden geçen, 1850 km uzunluğundaki hattın inşası 2015’te başlamış ve kısa sürede 2018’de bitirilmiştir.

Enerji koridorlarının yanı sıra lojistik koridorları da bölgenin önemli jeopolitik unsurlarından birisi olmuştur. 2007 yılında, Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu Hattı (BTK) projesi başlatılmış ve 2017’de kullanıma açılmıştır. Bu hat, aynı zamanda Çin’i Prag’a kadar bağlamaktadır.


Dışişleri Bakanlığı tarafından, “Türkiye’nin Çok Taraflı Ulaştırma Politikası” olarak adlandırılan politikaların önemli unsuru da “Orta Koridor” girişimidir. Bu koridor; Türkiye’den Gürcistan, Azerbaycan ve Hazar Denizi’ne, deniz yoluyla Türkmenistan’a devamında Özbekistan-Kırgızistan veya Kazakistan güzergâhını takip ederek Çin’e kadar ulaşmaktadır. Bu koridor, Çin’in Kuşak ve Yol projesi ile de örtüşmektedir. Bu kapsamda, Orta Koridor’u da kullanarak Çin’den Prag’a ilk yük tren seferi gerçekleştirilmiştir.


İkinci Karabağ Savaşı (27 Eylül – 10 Kasım 2020) sonrasında aynı yıl imzalanan ateşkes anlaşmasında yer alan maddelerden birisi de Nahçıvan’ı Azerbaycan’a kara ve demiryoluyla doğrudan bağlaması planlanan Zengezur Koridoru’dur. Koridorun hayata geçmesi durumunda Türkiye’nin çok taraflı ulaştırma politikalarına önemli ve stratejik bir güzergah daha eklenmiş olacaktır.


Stratejik Dengeler ve Gelecek Perspektifi


Türkiye’nin Güney Kafkasya politikalarının önemli dinamiklerinden birisi, bölgedeki barış ve istikrar ikliminin korunması ve tesis edilmesidir. Gürcistan’ın yer aldığı krizlere Türkiye bu bağlamda yaklaşmıştır. Azerbaycan ile hem ikili ilişkilerinde ve hem de üçüncü taraflar ile ilişkilerde ise “Tek Millet İki Devlet” ilkesi esas alınmıştır. 

Ermenistan bir Güney Kafkasya ülkesi olmasına rağmen, Azerbaycan’a yönelik tutumu nedeniyle Güney Kafkasya’da gelişen büyük ekonomik ve stratejik projelerin dışında kalmıştır. Güney Kafkasya’da enerji ve lojistik olmak üzere çok önemli projeler hayata geçirilmiştir. Türkiye, bu projelerin hayata geçirilmesinde ve böylece Azerbaycan ve Gürcistan’ın dünyaya bağlanmasında oldukça önemli bir rol üstlenmiştir. Zengezur Koridoru hayata geçerse bölgeye yeni bir sinerji getireceği açıktır. Ermenistan’ın Azerbaycan ile ilişkilerindeki değişme ve gelişme söz konusu olduğu takdirde bu durum eş zamanlı olarak Türkiye ile ilişkilerini de benzer şekilde etkileyecektir.