Günümüzde askeri teknolojiler ve kabiliyetler, gerçekleştirdikleri doğrudan etkiler kadar caydırıcılık hususunda taşıdıkları rol ile de öne çıkmaktadırlar. Bahse konu askeri sistemler arasında yer alan balistik ve hipersonik füze sistemleri, politik hedeflerin gerçekleştirilmesi yahut buna yönelik adımların atılması ile ulusal kimliğin, hak ve menfaatlerin korunması noktalarında ehemmiyet taşıyan sistemlere örnek olarak gösterilebilmektedirler. Bu bağlamda yazı, Türkiye’nin balistik ve hipersonik füze sistemlerini; teknolojik gelişmeler, üretim kapasitesi, savunma-sanayi iş birlikleri ve bölgesel caydırıcılık stratejileri çerçevesinde değerlendirmeyi amaçlamaktadır.
Balistik ve Hipersonik Füze Teknolojileri: Kavramsal Çerçeve ve Türkiye’nin Yükselen Kabiliyetleri
Tarihsel ölçekte seyir ve balistik füzeleri ilk kez II. Dünya Savaşı’nda Almanya tarafından düşman unsurlara “V-1” seyir ve “V-2” balistik füzeleriyle gerçekleştirilen saldırılarda kullanılmasıyla ortaya çıkmıştır.1[i] Soğuk Savaş dönemi ve sonrasında kademeli olarak gelişimine devam eden balistik, hipersonik ve seyir füzesi teknolojisi, nükleer harp başlıklarının da bu füzelerde yer alabilmesi ile caydırıcılık etkisini daha da artırmıştır. Söz konusu füzelerin caydırıcılığının temelinde yüksek sürat, menzil ve taşıdıkları harp başlıkları yer almaktadır. Küresel ölçekte bu füzelerin geliştirilmesi ve üretilmesi çeşitli ülkeler tarafından gerçekleştirildiği gibi ülkemizin de teknolojiye yönelik çeşitli faaliyetleri bulunmaktadır. Bu teknolojiler arasında dost birim ve yapıların korunmasında rol alabilecek savunma sistemleri kadar kritik düşman hedeflerinin tahrip veya imha edilmesinde rol alması amaçlanan sistemler de yer almaktadır. Bunları incelemeden önce balistik ve hipersonik füzelerin ne ifade ettiğine bakmak gerekmektedir.
Süpersonik hız (Mach > 1) bir cismin ses hızını aşarak, deniz seviyesinde yaklaşık 768 mil/sa (≈ 1.236 km/sa) ile Mach 5’e kadar çıktığı hız aralığını ifade etmektedir. Süpersonik hız, dört “uçuş rejimi”nden (subsonik, transonik, süpersonik, hipersonik) biri olarak kabul edilmektedir. Mach 5 ve üzerindeki uçuşlar, akışta keskin ısınma, kimyasal ayrışma ve yoğun yüzey ısıl yükleri nedeniyle aerodinamik açıdan ayrı kabul edilen hipersonik rejim olarak değerlendirilmektedir. NASA, hipersonik hızı “> 3.000 mil/sa, Mach ≥ 5” olarak tanımlamaktadır. Dolayısıyla hipersonik hızlar sayısal olarak süpersoniğin devamı olsa da, özgün fizik-mühendislik sorunları yüzünden literatürde ayrı kategori olarak incelenir.
Hipersonik füzeler, ses hızının beş katını aşan hızlarda seyreden gelişmiş silah sistemleridir. Bu füzeler, yüksek hızları, manevra yetenekleri, düşük irtifada uçabilmeleri ve karmaşık rotalar takip edebilmeleri sebebiyle geleneksel savunma sistemleri açısından tespit edilmesi ve engellenmesi oldukça zor tehditlerdir. Balistik füzeler ise fizikte eğik atış olarak bilinen prensibin füzelere uyarlanmasıyla geliştirilmiştir. Kimyasal, biyolojik, nükleer ya da konvansiyonel savaş başlıkları taşıyabilmektedirler. Kısa, orta ve uzun menzil olmak üzere çeşitli türleri bulunmaktadır. Türk Silahlı Kuvvetlerinin envanterinde bulunan füzelerden bazıları bu kategorilerde yer alan füzeler olarak öne çıkmaktadır.
Balistik füzeler, roket motorlarının durduğu “boost” evresinden sonra balistik (parabolik) bir yörüngeye girer ve atmosfere geri dönerken tipik olarak Mach 20 (≈ 24.000 km/sa) civarına ulaşır; örneğin ABD’nin LGM-118 Peacekeeper ICBM’i (Intercontinental ballistic missile, kıtalararası balistik füze) burnout noktasında yaklaşık Mach 20’ye erişebilmektedir. Her uzun menzilli balistik füze aslında “hipersonik hızlara” ulaşmakta; fakat savaş başlığı atmosferde serbest düşüşte olduğundan, manevra ve alçak irtifa profili bulunmadığı için “hipersonik silah” sınıfına girmemektedir. Zira “Hipersonik silah” kavramı, hızın yanı sıra atmosfer içinde uzun mesafeli, manevralı ve aerodinamik kontrollü uçuş gerektirir. Bu özellikler, roketle fırlatılıp havada ilerleyen hipersonik kızak/gövde araçları (Hypersonic glide vehicles, HGV) ve ramjet/scramjet motorlu hipersonik seyir füzeleri için geçerlidir.
Türk savunma sanayisinin gelişimi ve kendi ayakları üzerinde durmaya yönelik motivasyonu, başka bir ülkeden temin edilecek askeri ekipmanların o ülkelerle yaşanabilecek bir anlaşmazlık durumunda temin edilemeyeceğinin zaman içerisinde daha net anlaşılması sonrası güç kazanmıştır. Bununla birlikte 1980’lerdeki İran-Irak Savaşı ve burada Scud füzeleri gibi silahların etkin kullanımı, balistik füzelerin öz kaynaklar ile geliştirilip üretilmesi konusunu daha ciddi şekilde gündeme getirmiştir. Amerika Birleşik Devletleri’ne ait M-270 MLRS’nin (Multiple Launch Rocket System, Çok Namlulu Roketatar Sistemi) teknoloji transferi ve lisans üretimi altında üretmeye yönelik görüşmelerin başarıya ulaşamaması sonucunda bu sistemlere alternatif aranmış ve bu kapsamda geliştirilen J-600T, TSK bünyesinde 80-150 km (asgari/azami) menzili ile taktik balistik füze sistemi olarak hizmet vermeye başlamıştır.
Sonrasında geliştirilen BORA ve takip eden diğer füzeler, Türkiye’nin bu alandaki seviyesini bir üst aşamaya taşımıştır. BORA füzesi, 280 km azami menzil ve 470 kilogramlık harp başlığı ile topçu ve hava savunma sistemleri, radar mevzileri toplanma bölgeleri lojistik tesisler gibi unsurları hedef alabilmektedir. 280 kilometrenin üzerinde bir menzile sahip olan TAYFUN füzesi, hipersonik hızlara ulaşabilen yapısı sayesinde hava savunma sistemlerine karşı avantaj gösterebilmektedir. Gece, gündüz ve tüm hava koşullarında etkin şekilde görev icra edebilmektedir. Bu füzenin geliştirilmesi ve kamuoyuna duyurulması Yunanistan tarafından tehdit olarak algılanmış, Yunan medyasında “Yunanistan'ın tamamı TAYFUN füzesinin menzilinde” ifadeleri yer almıştır. TAYFUN füzesi hakkında bilgiler kısıtlı olsa da 560 kilometre menzilde gerçekleştirilen başarılı deneme, gelecekte menzil ve tahrip gücü açısından daha ciddi ürünlerin ortaya çıkacağının habercisi olarak değerlendirilmiştir. Buna kanıt mahiyetinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından yapılan bir konuşmada, CENK ismi verilen ve SR-1 sonda roketi teknolojisiyle bağlantılı 2000 km menzile sahip balistik füze geliştirme çalışmalarının sürdüğü ifade edilmiştir. Geliştirilen balistik füze teknolojileri yalnızca muharebe amaçlı değil, aynı zamanda uzay teknolojilerinin geliştirilmesinde de kullanılabilmeleri nedeniyle gelecek için daha büyük potansiyellerin kapısını aralamaktadır.
Türk Silahlı Kuvvetlerinin geliştirdiği uzun menzilli füzeler yalnızca kara platformlarından değil, aynı zamanda hava taşıtlarından da atılabilmektedir. ROKETSAN tarafından geliştirilen İHA-230 Havadan Karaya Balistik Süpersonik Füze gibi füzeler, 150+ km menzilleri ile kritik bir unsur olarak dikkat çekmektedir. Halihazırda insansız hava araçları (İHA) alanında dünyada tanınan bir ülke konumunda yer alan Türkiye, bu İHA’ların gelişmiş sistem ve silahlarla donatılması neticesinde muharebe kapasitesini ciddi oranda artırmaktadır. Balistik füzelerin İHA platformlarından atılabilmesine yönelik kazanımlar, personel kaybı riskinden bağımsız şekilde ve düşman savunma unsurlarının tepki kabiliyetlerinin önüne geçerek kritik hedeflerin imha edilmesinde de etkin rol alabilecektir. Diğer taraftan balistik füze vb. teknolojilerin geliştirilmesinden elde edilen tecrübe, SİPER Uzun Menzilli Bölge Hava ve Füze Savunma Sistemi gibi sistemlerde kendisini göstermekte; bu sistemler düşman saldırılarını geciktirmek, sınırlamak veya bertaraf etmek gibi görevleri üstlenerek dost birliklerin korunmasında rol almaktadır.
Bu sistemlerin geliştirilmesi, halihazırda devam eden birçok farklı savunma sanayi projesinde ve ufuktaki yeni projelerde pozitif çıktılar oluşturmaktadır. Diğer ürünlerin kalite ve gelişim sürecini iyileştirmekle beraber, profesyonel insan gücünün yetiştirilmesi diğer alanlarda ürün kalitesini artırır şekilde kendisini göstermektedir. Roket ve füze teknolojilerinde elde edilen kazanımların sivil sektörde de zamanla kendisini göstermesi muhtemel görünkmektedir. Dolayısıyla savunma sanayisinde ve hususen füze/roket teknolojilerinde kat edilen ilerlemeler yalnızca agresif ya da muharebe odaklı bir neticeden ziyade sivil hayata katkıları da kendi içerisinde barındırdığı değerlendirilmektedir.
Balistik ve Hipersonik Füze Kabiliyetleri Ne Anlama Geliyor?
Türkiye’nin geliştirdiği füze sistemlerinin bölgesel caydırıcılık konusundaki etkileri oldukça mühimdir. Orta Doğu, Doğu Akdeniz ve Kafkasya gibi jeopolitik açıdan hassas bölgelerde, bahse konu sistemler Türkiye'nin caydırıcılık kapasitesini artırmakta, bu sistemlerin aktif kullanımı Türkiye'nin milli güvenlik önceliklerini korurken bir yandan da bölgesel aktörlerin tehdit algılarını şekillendirmektedir. TAYFUN gibi uzun menzilli füze sistemleri, Türkiye'nin stratejik derinliğini genişletmede önemli bir rol oynamaktadır. Ayrıca bu silahların varlığı, çatışmaların yıkıcılığına dair bir fikir oluşturmakta, tarafların silahlı bir gerilimden uzak kalmasını “kazançlı” konumlandırarak caydırıcı etkileriyle barışçıl diplomasiye de katkı sunma potansiyeli taşımaktadır.
Öte yandan, Türkiye’nin füze programlarının gelişimi, bazı stratejik zorlukları da beraberinde getirmektedir. Özellikle Batılı devletlerle gelişen diplomatik gerilimler, olası ambargolar ve kritik teknolojilere erişim kısıtlamaları, önemli riskler oluşturmaktadır. Bu nedenle Türkiye'nin diplomatik esneklik göstermesi, uluslararası hukuk çerçevesinde hareket etmesi ve stratejik öngörüye sahip olması kritik önem taşımaktadır. Alternatif tedarik zincirlerinin oluşturulması ve yerli Ar-Ge faaliyetlerinin daha da artırılması, bu zorlukların aşılmasında etkili olacaktır.
Bölgesel anlamda bakıldığında ülkemizin yakın coğrafyasında yaşanan gelişmeler ile bu gelişmelerde hipersonik ve balistik füzelerin oynadığı rol, bahsekonu teknolojinin kritikliğine ışık tutmaktadır. Halihazırda devam eden İran-İsrail çatışmalarında balistik füzeler savunma sistemlerini aşıp stratejik yapı veya birimlerin hedef alınması noktasında etkin bir rol oynamaktadır. Bu füzeler aynı zamanda kapsadıkları menzil ile bölgedeki diğer ülkeleri de hedef alabilme kapasitesi taşımakta, bu durum olası bir çatışma ihtimalinde veya gerginlikteki hem İsrail’in hem de İran’ın caydırıcılık faktörüne artı bir etki kazandırmaktadır. Dikkat çeken nokta İsrail’in ve İran’ın envanterlerinde yer alan füzelerin menzil kabiliyetleri açısından Türkiye’yi kapsadığıdır. İsrail, Jericho 2 (1500-3500 km menzil) ve Jericho 3 (4800-6500 km menzil) füzeleri, İran ise Kadir, Seccil ve Hürremşehr gibi füzelerle (2000 km menzil) Türkiye’nin içinde yer aldığı bir balistik füze hedef alanına sahiptir. Bu hedef alabilme kabiliyeti, ülkemizin de benzer çalışmalar gerçekleştirmesini bir zorunluluk haline getirmektedir. Bu teknolojik kabiliyetin edinilmesine yönelik atılan her adım ülkemizin caydırıcılık faktörünü güçlendirecek, bölgesel ve uluslararası anlamda etkisini daha da artıracaktır.
Sonuç olarak, Türkiye’nin balistik ve hipersonik füze sistemlerindeki ilerlemeler, ülkenin savunma kabiliyetleri ve uluslararası ilişkiler ölçeğinde dönüşüm sağlamaktadır. Yerli teknolojinin geliştirilmesi, artan üretim kapasitesi, uluslararası savunma iş birlikleri ve etkili bölgesel caydırıcılık politikaları bu dönüşümün temel unsurlarıdır. Türkiye, bu alanlardaki gelişimini kararlılıkla sürdürerek savunma ve güvenlik politikalarında güçlü bir zemin oluşturmakta ve küresel düzeyde etkin bir aktör olarak stratejik üstünlüğünü geleceğe taşımaktadır.
Referanslar
1 Merve Seren, Türkiye’nin Füze Savunma Sistemi: İhale Süreci, Temel Dinamikler ve Aktörler (Ankara: SETA Yayınları, 2015), 11.