Cover Image
Görüş

Süveyş Kanalı: Yeni Jeopolitik Belirsizliğin Düğüm Noktası

Süveyş Kanalı yalnızca iki denizi birbirine bağlayan bir geçit mi, yoksa küresel ticaret ve jeopolitiğin kilit noktası mı? Enerji akışı ve tedarik zincirleri üzerindeki etkisiyle kanal, bugün her zamankinden daha stratejik bir rol üstleniyor. Peki Süveyş’te yaşanan aksamalar, küresel dengeleri sarsabilecek bir kırılmayı tetikleyebilir mi?

Zeynep Karataş | 11. Sayı 2025
Araştırmacı

Süveyş Kanalı, 1869’da açıldığında yalnızca Akdeniz ile Kızıldeniz’i birbirine bağlayan mühendislik harikası bir su yolu değil, aynı zamanda küresel güç mücadelesinin odak noktasıydı. Kolonyal dönemden Soğuk Savaş’a kadarki süre boyunca kanalın kontrolü meselesi, Avrupa sömürgeciliğinin çıkarları ile Mısır’ın bağımsızlık ve egemenlik arayışının çarpışma alanı oldu. 1956’da Nasır’ın millîleştirme kararıyla patlak veren Süveyş Krizi, kanalı sadece bir teknik altyapı değil, uluslararası sistemin yeniden biçimlendiği bir jeopolitik ajandaya dönüştürdü. Bugün ise Süveyş’in anlamı tarihsel öneminin de ötesine geçerek, küresel rekabetin, ekonomik akışların ve güvenlik tehditlerinin kesişim noktasında şekillenmektedir. Yani Süveyş’in değerini belirleyen unsur sadece yıllık konteyner hacmi veya petrol geçişi değildir; bunun yanı sıra kanal çevresinde yoğunlaşan, bölgesel krizlerden ve küresel güç mücadelesinden kaynaklanan baskı ve güvenlik tehditleri de belirleyici bir rol oynamaktadır.


Kızıldeniz’de devlet dışı aktörlerin artan saldırıları, Mısır’ın derinleşen ekonomik çöküşü, Çin ile ABD arasındaki güç mücadelesinin bu bölgede yoğunlaşması ve son olarak Gazze’de İsrail’in gerçekleştirmiş olduğu soykırımın meydana getirdiği jeopolitik belirsizlik, Süveyş’i artık sadece bir deniz yolu değil, kalıcı bir gerilim üreticisi” hâline getirmektedir. Bu nedenle bugün doğru soru “Kanal kapanır mı?” değil; Süveyş etrafında bu artan belirsizliğin küresel düzeni nasıl etkilediğidir.


Kırılgan Yapının Tarihi İzleri


Bu belirsizliği anlamak için Süveyş’i bir “altyapı” gibi değil, tarihsel kırılganlığı, bölgesel siyasetin sertliği ve küresel rekabetin keskinleşmesiyle birlikte okumak gerekir. Süveyş’in kırılganlığı yeni bir mesele değildir ancak bugün bu kırılganlığın niteliği değişmiş, daha politik ve daha saldırıya açık bir forma bürünmüştür.


Tarihsel olarak Süveyş’in kırılganlığı, 1956 Krizi’nde olduğu gibi büyük güçlerin müdahalesiyle görünür olmuştur. Mısır’ın millîleştirme kararı İngiltere, Fransa ve İsrail’i askeri müdahaleye sevk etmiş, sonuçta Mısır egemenliğini korusa da Süveyş’in kaderinin hiçbir zaman tek bir başkentte belirlenemeyeceği ortaya çıkmıştır. 1956 Krizi, Süveyş’in tarihsel kırılganlığını açığa çıkarmakla kalmamış, aynı zamanda uluslararası güç dağılımındaki dönüşümü de ortaya çıkarmıştır. Nasır’ın millileştirme kararı, çoğu kez yalnızca bir ekonomik hamle gibi sunulur ancak gerçekte bu adım, Mısır’ın sömürge sonrası dönemde kendini uluslararası sistemin edilgen bir unsuru olarak değil, topraklarını ve kaynaklarını yönetme kapasitesine sahip bağımsız bir aktör olarak konumlandırma girişimiydi. Bu hamle İngiltere ve Fransa gibi eski imparatorlukların bölgedeki tarihsel etkisini zayıflatırken, ABD’nin müdahaleye karşı aldığı pozisyon ve Sovyetler Birliği’nin açık desteği, güç mimarisinin yerinden oynadığını göstermekteydi. Dolayısıyla 1956, yalnızca Mısır’ın ekonomik egemenlik ilanı olmayıp post-kolonyal düzenin sarsıldığı bir kopuş anıydı. Süveyş bu dönemde bir kanal olmanın ötesine geçerek, uluslararası düzenin yeniden yazıldığı bir politik sahneye dönüşmüştü.


Bu kırılmayı mümkün kılan unsurlardan biri de Mısır toplumunun o dönemdeki yüksek mobilizasyonuydu. Nasır’ın milliyetçi söylemi yalnızca üst düzey bir devlet hamlesi değil, geniş halk kesimlerinde karşılığı olan bir toplumsal hareket biçimiydi. Siyasi meşruiyet, ordunun kendisini ulusal modernleşmenin taşıyıcısı olarak konumlandırmasıyla daha da pekişiyordu. Bu atmosfer, millileştirme kararını sadece rasyonel bir ekonomik tercih olmaktan çıkarıp, ulusal kimliğin yeniden inşa edilmesinde itici güce dönüştürdü. Dolayısıyla 1956’yı değerlendirirken yalnızca devletler arası güç ilişkilerine değil, devlet-toplum arasındaki meşruiyet döngüsüne de bakmak gerekir. Süveyş üzerindeki tasarruf hakkı, Mısır halkının kendi kaderini tayin etme talebiyle birleştiğinde, millileştirme hem siyasal hem toplumsal bir kopuş olarak tarihe yerleşti.

1973 Savaşı da tıpkı 1956 Krizi gibi benzer bir biçimde kanalın yalnızca bölgesel bir mesele değil, küresel ekonomik akışa yön veren kritik bir değişken olduğunu gösterdi. Petrol fiyatlarındaki sert artış, kanalda yaşanan askeri gerilimin dünya ekonomisini ne kadar hızla etkileyebildiğinin kanıtıydı.


Bu krizleri müteakip mütemadiyen gündeme gelen Süveyş Kanalı’nın kapanması ihtimali, gerçekleşmesi düşük ama etkisi son derece yüksek bir senaryo olarak uluslararası tartışmaların merkezinde yer aldı. Dünya ticaretinin kritik bir bölümünün bu hatta bağlı olması, kanalı sadece bir lojistik geçit değil, küresel düzenin en zayıf halkalarından biri haline getirmektedir. Bugün asıl mesele kanalın fiilen kapanması değil; her an kapanabilir olmasının yarattığı sistemsel kırılganlıktır.


Bu tarihsel kırılganlık yakın geçmişte Ever Given kazasında yeniden görüldü. Tek bir geminin kanalı kapatması ve küresel ticarete milyarlarca dolarlık zarar vermesi, Süveyş’in yapısal sorunlarını ve dünya ekonomisinin ne kadar dar bir boğaza bağlı olduğunu dramatik biçimde ortaya koydu. Ancak bugün Süveyş’i asıl kırılgan kılan şey kazalar değil; jeopolitik niyet, devlet dışı aktörlerin kapasitesi ve bölgesel savaşların taşma etkisidir.


Husiler ve Süveyş Kanalı’nın Güvenlik Açmazı


Kızıldeniz artık sadece teknik sebepli sorunların alanı değil, doğrudan jeopolitik mesaj sahası haline gelmiştir. Yemen’deki Husilerin ticari gemilere yönelik saldırıları, yalnızca bölgesel savaşın bir sonucu değil, uluslararası ticaretin hedef alınabileceğine dair bilinçli bir stratejik mesajdır. Devlet dışı bir aktörün bile küresel nakliye akışını değiştirebilmesi, bölgesel güvenlik mimarisinin ne kadar kırılgan ve korumasız olduğunu göstermektedir. Bu durum, riskin aralıklı değil süreklileşmiş bir nitelik kazandığını ortaya koyuyor. Büyük taşımacılık şirketlerinin Süveyş yerine Ümit Burnu’na yönelmesi, yalnızca maliyet artışı değil, uluslararası sistemin “Süveyş her an baskı altına alınabilir” fikrine alışmaya başladığını gösteriyor.


Bu baskının son dönemdeki en görünür tetikleyicilerinden biri Gazze Savaşı oldu. Gazze’de tırmanan çatışma yalnızca kara sahasını değil, deniz yollarını da derinden etkiledi. ABD ve İsrail’e karşı harekete geçen Yemen’deki Husi güçleri, Kızıldeniz’deki gemileri hedef alarak Gazze’de yaşanan krizi deniz trafiğine yansıyan bir politik baskı aracına dönüştürdü. Bu saldırılar, Gazze Savaşı’nın bölgesel bir çatışma olmaktan çıkıp deniz güvenliğini tehdit eden çok katmanlı bir krize dönüştüğünü gösterdi. Özellikle Avrupa’nın enerji tedarikinde Süveyş’e bağımlı olması, bu saldırıların etkisini daha da artırdı. Gazze'de yaşanan her gelişme, Kızıldeniz’deki risk katsayısını yukarı çekerek bölgesel savaşın etkisini küresel tedarik zincirlerine taşımış oldu. Gazze merkezli kriz, aynı zamanda Süveyş’in siyasi doğasını da yeniden görünür kıldı. Kanalın askeri anlamı kadar, küresel kamuoyuna verilen mesajların da taşıyıcısı hâline geldi. Gazze’deki her çatışma dalgasında Süveyş’in etrafındaki tansiyonun anında yükselmesi, bu hattın artık sadece bir ticaret yolu değil, Ortadoğu siyasetinin uzantısı olduğunu göstermektedir. Bu durum, Süveyş’in geleceğine dair risk analizlerini ekonomik olmaktan çıkarıp doğrudan politik ve askeri temelli hâle getirmiştir.


Mısır Yönetiminin Artan Kaygısı


Bu kırılganlık elbette ki Mısır’ın iç yapısıyla daha da derinleşmektedir. Mısır ekonomisi bugün ciddi bir çöküş döngüsünde. Döviz kıtlığı, enflasyon, borç yükü ve düşük üretim bir araya gelerek ülkeyi ekonomik olarak kırılgan, siyasal olarak gergin bir noktaya taşımaktadır. Bu koşullarda Süveyş Kanalı gelirleri rejimi ayakta tutan en kritik finansal damar hâline gelmiş durumda. Kanalın işleyişine dair her aksama yalnızca ekonomik değil, doğrudan siyasal bir sarsıntı anlamına geliyor. Dolayısıyla Mısır yönetimi, Süveyş’i yalnızca bir ekonomik kaynak olarak değil, rejim güvenliğinin mali temeli olarak da görmektedir. Bu nedenle Kahire’nin Süveyş’e dair refleksleri giderek daha reaksiyoner ve daha politize hâle gelmektedir. Mübarek döneminde ortaya atılan ancak finansal sebeplerle yürürlüğe konulamayan Yeni Süveyş Kanalı Kalkınma Projesinin 2024 yılında Sisi tarafından raftan indirilmesi de bu bağlamda okunmalıdır. Bu proje ile kanalın genişletilerek teknik kapasitesinin arttırılması hedeflense de arka planda Kızıldeniz’deki güç mücadelesinin Mısır ekonomisine verebileceği zararları azaltmak ve iç siyasete kontrol mesajı vermek gibi bir niyetin de olduğu görülmektedir. Bu bağlamda Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Ekonomik Koridoru (IMEC) gibi alternatif koridor girişimlerine gösterilen tepki, teknik kaygıdan çok prestij kaybı ve bölgesel ağırlığın sarsılması korkusuyla ilgilidir.


Süveyş Kanalının Küresel Rekabetteki Payı


Süveyş Kanalının kırılganlığı küresel güç rekabetinin etkisiyle daha da ciddi bir noktaya evrilmektedir. Çin’in Kuşak-Yol girişimi kapsamında Süveyş’e yaptığı yatırımlar, Pekin’in bu bölgeyi sadece ticari değil, aynı zamanda siyasi nüfuz alanı olarak da gördüğünü açıkça ortaya koymaktadır. Çin, Mısır’da kurduğu sanayi bölgeleri, lojistik merkezler ve liman yatırımlarıyla Süveyş’i Asya-Afrika hattının stratejik düğümü hâline getirmeyi hedeflemektedir. Çin’in bu hamleleri sadece ekonomik olmakla kalmayıp güç projeksiyonu amacı güttüğünü de göstermektedir.


ABD ise Süveyş’in kırılganlığını, kendi stratejik üstünlüğünü güçlendiren bir mesele olarak okuyor. Avrupa’nın enerji tedarikinde bu hatta bağımlı olması, ABD’nin bölgede üstlendiğini iddia ettiği “güvenlik sağlayıcı” rolünü pekiştirmesine yardımcı olmaktadır. ABD aynı zamanda Hint–Pasifik stratejisinin uzantısı olarak Süveyş’in alternatifsizliğini kırabilecek yeni koridor projelerini destekleyerek Çin’i sınırlandırmaya çalışıyor. Hindistan da IMEC projesiyle Süveyş’in sembolik tekelini kırmayı hedefleyen bir aktör olarak varlık göstermektedir. Bu dinamikler birleştiğinde Süveyş artık bölgesel değil, küresel rekabetin merkezindeki alanlardan biri hâline gelmektedir. Kanalın geleceğini belirleyen şey artık ticari gereklilik değil, büyük güçlerin stratejik hesaplarıdır.


Bu çok boyutlu baskı içinde en istikrarsızlaştırıcı unsur, Süveyş’in yapısal kırılganlığıdır. Bu kırılganlık tek bir olaydan değil, sistemin kendisinden kaynaklanmaktadır. Süveyş’in hâlâ alternatifsizliği, Kızıldeniz’in devlet dışı aktörlere açık bir baskı sahası olması, Mısır rejiminin ekonomik olarak kanala bağımlılığı ve büyük güç rekabetinin sertleşmesi, Süveyş’i geçici bir risk alanı olmaktan çıkarıp kalıcı bir belirsizlik üreticisi hâline getirmektedir.


Türkiye Nasıl Etkileniyor?


Türkiye ise Süveyş kırılganlığının ekonomik etkilerini doğrudan yaşayan bir ülkedir. Bu sebeple Süveyş’in kırılganlığı ile ilgili aktif jeopolitik hamleler yapan bir aktör olarak ilişkiler geliştirmektedir. Asya-Avrupa ticaretinin Türkiye üzerinden akması, Kızıldeniz’deki her güvenlik dalgalanmasının Ankara’nın maliyetlerini artırdığı anlamına geldiği için Türkiye riskleri azaltmak ve yönetmek için çeşitli seçenekler üzerinde çalışmaktadır. Örneğin Orta Koridor girişimi, Türkiye'nin Süveyş'e bağımlılığı azaltmaya yönelik stratejik adımıdır. Bu hat, Avrasya’daki lojistik dengede Türkiye’yi merkezî konuma yerleştirirken aynı zamanda Türkiye’ye yeni bir jeopolitik derinlik alanı kazandırmaktadır. Türkiye’nin Mısır ve Körfez ülkeleriyle normalleşme politikası da Süveyş çevresindeki kırılganlıkları diplomatik düzeyde yönetme kapasitesini artırmış, Türkiye’yi yalnızca risklere maruz kalan değil, bölgesel denklemi yeniden şekillendiren bir aktör hâline getirmiştir. Özetle Türkiye’nin Süveyş’e bakışı lojistik denklemden ibaret değildir. Ankara, Kızıldeniz’deki kırılganlığı Doğu Akdeniz, Körfez ve Afrika politikalarının kesişim noktasında okumaktadır.


Sonuç itibarıyla Süveyş Kanalı bugün sadece bir deniz yolu değildir; jeopolitik baskı, güvenlik riski ve büyük güç rekabetinin kesiştiği kalıcı bir kırılganlık alanıdır. Gazze Savaşı'nın bölgesel etkilerinin Kızıldeniz’e ve Süveyş’e taşması, bu kırılganlığın artık çok katmanlı ve kalıcı olduğunu gösteriyor. Süveyş'in stratejik değeri artmaya devam edecek ancak bu değer artışına eşlik eden daha fazla risk, daha yüksek maliyet ve daha sert rekabet olacaktır. Bugün doğru soru kanalın kapanıp kapanmayacağı değil, Süveyş çevresinde derinleşen belirsizliğin küresel düzeni ne kadar zorlayacağıdır. Bugün Süveyş’e dair en kritik gerçek, kırılganlığın istisna değil, yeni düzenin temel çalışma biçimi olduğudur. Bu da bölgenin geleceğini değil, küresel sistemin kapasitesini tartışmaya açıyor.


Referanslar


1 al-Disūqi, Muhammad. Qanat al-Suways: Waraqat Quwwa li-l-Nizam al-Siyasi al-Misri. al-Qāhira: Markaz Dirasat al-Sharq, 2022.

2 Shalash, Ahmad. al-Ahammiyya al-Istratijiyya li-Qanat al-Suways fi al-Amn al-Qawmi al-Misri. al-Qāhira: Markaz al-Dirasat al-Istratijiyya, 2021.

3 Abd al-Rahman, Adel. “al-Wilayat al-Muttahida wa Istratijiyyat al-Bahr al-Ahmar: Ihtiwa’ al-Sin wa Ta’min Turuq al-Taqa.” Majallat al-Mustaqbal al-‘Arabi, sayı: 527 (2023): 65–90.