Dünya Ekonomisinin Yönetiminde Devletler Ve Devlet Dışı Aktörler
...
Devamını oku...
Küresel finans sistemi tek başına bir merkezden verilen emirlerle değil, birbiriyle uzun yıllardır bağlantılı kurum ve kuruluşların ürettiği erişim gücüyle çalışmaktadır. Rezerv para, SWIFT mesajlaşma ağı, dolar takas sistemleri, muhabir bankalar, kredi derecelendirme kuruluşları ve büyük yatırım fonları bu yapının başlıca parçalarıdır. Siyonist kurum ve kuruluşların etkisi, bu altyapıların yalnızca sahibi olmalarından değil; ABD ile kurdukları stratejik ittifakı, diaspora sermayesini, siyasi lobiyi ve teknoloji kapasitesini aynı hedef doğrultusunda eksiksiz biçimde kullanabilmelerinden doğmaktadır.
7 Ekim 2023, bu gücün siyasi alandaki sonuçlarını bütün açıklığıyla ortaya koyan bir milat olmuştur. Nitekim İsrail tüm dünyanın gözleri önünde Gazze’de soykırım gerçekleştirirken ve insanlar İsrail’in uyguladığı bu soykırıma karşı birçok ülkede sokağa dökülmesine rağmen dünya liderlerinin tabiri caizse sessiz kalması hatta soykırıma uğrayan tarafı suçlaması ve İsrail'e destek vermesi dikkat çekmiştir. Bu sessizliğin başlıca sebeplerinden biri, İsrail lehine çalışan kurum ve çevrelerin küresel finans sistemi üzerinde kurduğu güçlü ve belirleyici etkidir. Bu çalışma, Yahudileri tek iradeye sahip bir topluluk gibi göstermeden, İsrail lehine çalışan kurumsal ağların finansal gücü nasıl siyasi sonuca çevirdiğini incelemektedir.
Finans sistemini kontrol etmek, dünyadaki bütün bankalara veya fonlara sahip olmak demek değildir esasen. Asıl kontrol; bir ödemenin geçip geçmeyeceğini, bir devletin hangi maliyetle borçlanacağını ya da borçlanamayacağını, bir bankanın dolar hesabını koruyup koruyamayacağını ve büyük tasarruf havuzlarının nereye yöneleceğinin kararını verebilmektir. Bu nedenle servet ile beraber karar mekanizmalarına erişim de önem taşımaktadır. Ayrıca, paranın kullanıldığı hukuk sistemi, mesajlaşma ağı, takas, derecelendirme ve uyum altyapısı da çok büyük güç üretmektedir.1
Başlıktaki “Yahudilerin mali gücü” ifadesi esasen bu ayrım yapılmadan ele alındığında kolayca yanlış bir hükme dönüşebilir. Yahudilik bir din ve kimlik alanı, Siyonizm siyasi ve ideolojik bir hareket, İsrail ise Siyonizm tarafından kurulan ve yönetilen kurumları ve değişen hükümetleri bulunan bir devlettir.
Dünyadaki bütün Yahudilerin aynı mali hedefe bağlı olduğu söylenemez. İsrail siyasetini destekleyen Yahudi kuruluşlar bulunduğu gibi bu siyasete karşı çıkan Yahudi çevreler de az sayıda da olsa vardır.2 Kredi derecelendirme şirketlerini, SWIFT'i veya Amerikan Merkez Bankasını “Yahudi kuruluşu” saymak için de güvenilir bir kanıt bulunmamaktadır ancak Siyonist ideoloji ile aralarında herkesin ittifak ettiği güçlü bir bağ mevcuttur.
Buna karşılık İsrail devleti lehine çalışan örgütlü ağların etkisi su götürmez bir gerçektir. Bu etki; bağışçıları, yatırımcıları, hukukçuları, teknoloji şirketlerini, düşünce kuruluşlarını ve siyasi temsil mekanizmalarını aynı stratejik hedef etrafında buluşturabilme yeteneğinde karşımıza çıkmaktadır. Burada “Siyonist akıl” doğuştan gelen bir özellik değil; İsrail'in güvenliğini, finansmanını ve uluslararası hareket alanını korumaya yönelik kurumsal çalışma biçimidir. “Dayatma” ise gizli bir merkezden dünyaya emir vermek değil; karar alıcıların önündeki seçeneklerin maliyetini değiştirmek, bazı kanalları açarken bazılarını kapatmak ve siyasi tercihi finansal sonuca bağlamaktır. Konu belki bu somut zeminde ele alındığında anlaşılabilir hale gelmektedir.
Bugünkü düzenin omurgasını Amerikan doları oluşturmaktadır. IMF'nin 2025 son çeyrek verilerine göre Amerikan doları, tahsis edilmiş küresel rezervlerin yüzde 56,77'sini oluştururken avronun payı yüzde 20,25, Çin renminbisinin (Yuan) payı ise sadece yüzde 1,95 düzeyindedir. Ticaret sözleşmeleri, emtia fiyatları ve uluslararası borçların önemli bölümü de dolar üzerinden yürümektedir. Bu ağırlık, ABD'ye yalnızca para basma avantajı değil, dolar işlemlerinin geçtiği kurumlar ve devletler üzerinde büyük bir hukuki ve siyasi etki sağlamaktadır.3
Mevcut sistemin diğer düğümleri ise; ödeme mesajları, takas, muhabir banka hesapları, kredi notları ve fon tahsisleridir. Bu parçalar birbirinden ayrı görünse de örümcek ağı gibi bir yaptırım kararında birlikte çalışır. Önce siyasi ve hukuki karar alınır, bankalar uyum birimleri üzerinden müşteriyi veya işlemi riskli sayar, muhabir hesap erişimi daralır, SWIFT mesajı gönderilse bile para karşı bankaya ulaşamaz, kredi notu ve risk primi yükselir, fon yöneticileri de portföylerini küçültür. Gördüğünüz gibi birbirinden ayrı kurum ve kuruluşlar olsalar da aralarında kusursuz bir işleyiş bulunmakta. Küresel ağlardaki merkez konumunu siyasi baskıya dönüştüren bu işleyiş, literatürde “silahlandırılmış karşılıklı bağımlılık” olarak tanımlanmaktadır.4
İsrail, bu sistemi kuran veya tek başına yöneten devlet değildir. Ancak şartsız ve koşulsuz olarak İsrail'e destek veren ABD ile özel ilişkisi, Batı sermaye piyasalarına erişimi, teknoloji sektörü ve örgütlü destek ağları sayesinde merkez ülkelerle güçlü biçimde bütünleşmiştir. Siyonist kurumların etkisi, teknik düğümlere emir vermekten değil, Washington ve Avrupa'daki siyasi kararları etkileyebilmekten doğmaktadır. Siyasette alınan kararın, uygulaması bankacılık altyapısında görülmektedir.
SWIFT hakkında genel kanı, bu yapıyı paranın tutulduğu veya dağıtıldığı bir banka gibi değerlendirmektir. Oysaki SWIFT, finans kuruluşlarının ödeme talimatlarını standart ve güvenli biçimde ilettiği bir mesajlaşma ağına verilen addır. Para, mesajın ardından merkez bankası sistemleri, özel takas kurumları ve bankaların birbirleri nezdindeki hesapları üzerinden hareket etmektedir. Bu ayrım önemlidir; çünkü bir bankanın SWIFT'e bağlı olması, dolar işleminin mutlaka tamamlanacağı anlamına gelmemektedir.
Amerikan dolarındaki yüksek tutarlı ödemelerin önemli bölümü Fedwire ve CHIPS üzerinden sonuçlandırılmaktadır. Federal Reserve'in açıklamasına göre Fedwire; Federal Reserve bankalarının sahip olduğu ve işlettiği, beş binden fazla katılımcısı bulunan, ödemeyi gerçek zamanlı ve geri alınamaz biçimde kesinleştiren sistemdir. The Clearing House'un tanımına göre CHIPS ise yüksek tutarlı dolar ödemeleri için özel sektör tarafından işletilen bir takas ve sonuçlandırma şeklidir.
Uluslararası bir banka bu sistemlere doğrudan katılamadığı zaman, New York'taki bir muhabir bankanın dolar hesabına ihtiyaç duyar. En güçlü baskı noktalarından biri de tam olarak bu hesaptır.
ABD Hazine Bakanlığına bağlı Yabancı Varlıklar Kontrol Ofisi, yaptırım kapsamındaki yabancı finans kuruluşlarının Amerikan bankalarındaki muhabir ve geçişli hesaplarını farklı sebeplerle kapattırabilmekte veya bu hesaplara çok sıkı koşullar getirebilmektedir. OFAC'ın CAPTA açıklaması, bu tür hesap kısıtlamalarına bağlı olan yabancı finans kuruluşlarının ayrı bir listede tutulduğunu göstermektedir. Örneğin; Ukrayna'ya yönelik saldırıları nedeniyle Rusya yaptırımlarına ilişkin resmi uygulama açıklamasında da Amerikan finans kuruluşlarının belirlenen bankalar adına işlem yapmasının yasaklandığı belirtilmektedir. Sonuçta yalnızca hedef banka değil, yaptırım riskini almak istemeyen üçüncü ülke bankaları da işlemlerden çekilmektedir. Türk banklarında da bu durumun böyle olduğunu belirtmemiz gerekmektedir. Ancak yaptırımların hiçbir zaman Gazze'deki soykırım yapan İsrail'e yapılmadığını ve yapılmasının da nerdeyse imkânsız olduğunu da belirtmemiz gerekiyor.
SWIFT erişimi bu yapının ancak görünür yüzüdür. SWIFT'in yaptırım açıklamasında Avrupa Birliği düzenlemeleri uyarınca 2012'de yaptırım kapsamındaki İran bankalarının, 2022'de ise belirlenen Rus kuruluşlarının ağdan çıkarıldığı açıkça belirtilmektedir. Bu kararları, düşünüldüğünün aksine, İsrail veya herhangi bir diaspora örgütü tek başına alamaz. Fakat İsrail yanlısı siyasi ağlar, özellikle İran'a yönelik Amerikan yaptırımlarının kapsamı ve devamlılığı konusunda, Kongre ve yönetim nezdinde büyük baskı ve etki kurabilmektedir.
Siyasi etkinin teknik altyapıya yansıdığı nokta budur: Lobi yaptırım kararını 'bir şekilde' etkiler, karar OFAC metnine girer, sonuç olarak banka uyum sistemi de işlemi durdurur.
Moody's, S&P ve Fitch bir devletin bütçesini yönetmez; fakat verdikleri not, o devletin borçlanma maliyetini ve yatırımcı çevresini direkt olarak etkileyebilir. Bir not indirimi tahvil faizini yükseltebilir, teminat değerini düşürebilir ve yalnızca yatırım yapılabilir seviyedeki varlıklara izin veren fonların satış yapmasına sebebiyet verebilir. Bu nedenle kredi notu teknik bir görüş olmasına rağmen siyasi sonuç üreten ve devletleri etkileyen bir piyasa dilidir.5
Bu etkinin kaynağı etnik sahiplik değil, düzenleyici tanınma ve piyasa alışkanlığıdır. Amerikan Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonunun NRSRO açıklamasında, ulusal ölçekte tanınan derecelendirme kuruluşu kavramının 1975'te düzenlemeye girdiği ve zaman içinde farklı mevzuatlarda bu notlara başvurulduğu açıklanmaktadır. Komisyonun güncel kuruluş listesinde Moody's, S&P ve Fitch de yer almaktadır. Sonuç olarak da özel şirket görüşü sermaye yeterliliği, yatırım sınırı ve risk hesabı içinde kurumsal ağırlık kazanmaktadır.
Derecelendirme kuruluşlarını da “Yahudilerin kontrol ettiği kurumlar” diye tanımlamak kanıtlanabilir değildir tabi ki. Hatta İsrail Merkez Bankasının 2024 Finansal İstikrar Raporu, savaşın ardından Moody's, S&P ve Fitch'in İsrail'in kredi notunu düşürdüğünü kaydetmiştir. Bu örnek, İsrail'in güçlü siyasi destek ağlarına rağmen herkesin gözü önünde cereyan eden sorunlar olduğunda piyasa riskinden ve not baskısından muaf olmadığını gösterebilmektedir.
Ancak şunu belirtmeliyiz ki; kredi derecelendirme kuruluşları kredi düşürme konusunu Gazze'deki soykırımlardan çok sonra ve düşük seviyede tutmuştur. Söz konusu kredi düşürme kozu, Türkiye ya da başka bir devlet için ise çok daha hızlı ve yüksek oranlarda karşımıza çıkmaktadır. Burada dikkat çekmek istediğimiz asıl mesele, özellikle üç büyük kuruluşun ürettiği risk dilinin devletler ve fonlar üzerinde çok geniş sonuçlar ortaya çıkarmasıdır.
Emeklilik fonları, sigorta şirketleri, devlet varlık fonları, üniversite fonları ve büyük varlık yöneticileri dünya çapında devasa sermaye ve finans havuzlarını oluşturmaktadır. Burada mülkiyet ile yönetim yetkisi birbirine karıştırılmamalıdır. Bir varlık yönetim şirketinin yönettiği para, çoğunlukla müşterilerin yıllarca biriktirdiği tasarrufudur. Buna rağmen yönetici tek başına; endeks takibi, ülke ağırlığı, risk sınırı, tahvil seçimi, şirketlerle görüşme ve genel kurul oyu üzerinden önemli bir vekalet gücü kullanır.6
Bu gücün ölçeği en tanınan şirketlerinden BlackRock örneğinde görülebilir. Şirketin yatırım sorumluluğu açıklamasına göre halka açık hisse varlıklarının yaklaşık yüzde 90'ı Eylül 2025 itibarıyla endeks stratejilerinde tutulmuş görünmektedir. BlackRock, 2025 faaliyet verisinde şirket genel kurullarındaki 110 bin 130 öneri için oy kullandığını bildirmektedir. Öte yandan Voting Choice programı, 3,63 trilyon dolarlık uygun varlıkta müşterilere oy tercihi sunmaktadır.
Bu rakamlara göz atıldığında yönetici paranın sahibi olmamakla beraber sermayenin kurumsal davranışında çok önemli bir aracı olduğunu net bir şekilde göstermektedir.
Fonların siyasi etkisinin üç farklı yolu vardır. İlki, ülke ve şirketlere sermaye tahsis etme yoluyladır. İkincisi ise genel kurul oyları ve yönetimle doğrudan temas etmekledir. Üçüncü ve son olarak ise risk komiteleri, endeks sağlayıcıları ve danışmanlar aracılığıyla hangi konunun yatırım riski sayılacağının belirlenmesidir. Bir ülke -siyasi ya da değil- güvenlik, hukuk veya itibar bakımından yüksek riskli kabul edildiğinde satış baskısı yalnızca tek bir fondan değil, aynı parametrelerle değerlendirme yapan ve benzer kuralları kullanan çok sayıda portföyden gelebilir.
İsrail lehine çalışan sermaye networku bu geniş piyasanın neredeyse tamamını kontrol etmektedir. Daha somut güç; belirli bağışçıların, girişim fonlarının, üniversite bağlantılarının ve diaspora kuruluşlarının İsrail'e kaynak taşıyabilmesiyledir.
Jewish Federations of North America'nın 2026 açıklaması, 7 Ekim 2023 sonrasında İsrail için yaklaşık 1 milyar dolar acil destek toplandığı bilgisini kamuoyu ile paylaşmıştır. Israel Bonds verisine göre 2025'teki küresel tahvil satışları 2 milyar doları geçmiştir. Buradaki güç bütün fonların mülkiyeti değil, kriz anında hızla seferber edilen, devlete ve şirkete rahatlıkla ulaşan örgütlü sermayedir.
Tablo 1: Finansal kontrol noktaları ve siyasi kullanım biçimleri
Kaynak: SWIFT, Federal Reserve, The Clearing House, OFAC, SEC ve BlackRock açıklamalarından hareketle yazar tarafından oluşturulmuştur.
Bankacılık sistemindeki en etkili yöntem bir bankanın sahibini değiştirmek değil, o bankanın risk hesabını değiştirmektir. Kara para aklamayı önleme kuralları, müşterini tanı yükümlülüğü, yaptırım taraması, dolar muhabir hesabı ve ikincil yaptırım ihtimali birlikte çalıştığında banka hukuken yasaklanmamış bir işlemden bile kaçınabilir. Çünkü tek bir müşteriden elde edilecek gelir, Amerikan piyasasına erişimi kaybetme riskinden daha küçüktür.
Bu mekanizma ticaret finansmanına da uzanır. Akreditif teyidi, ihracat sigortası, gemi finansmanı, kart altyapısı ve tahvil saklama hizmetleri aynı uyum zincirinin parçalarıdır. Siyasi karar bankanın ekranında bir ülke kodu, yasaklı kişi kaydı veya yüksek risk uyarısı olarak görünür. Böylece dış politika kararı özel banka tarafından günlük ticarete uygulanır. Finansal baskının genişliği, doğrudan yasaktan çok, bankaların fazla tedbirli davranmasıyla artmaktadır.
İsrail'in avantajı sadece banka sistemlerini etnik bir komuta zinciriyle yönetmesi değildir. Avantaj; ABD ittifakı, teknoloji tedariki, savunma iş birliği ve siyasi lobi sayesinde Batı'nın güvenlik tanımına yakın durabilmesi hatta doğrudan söz sahibi olmasıdır.
İsrail'in rakip olarak gördüğü İran gibi aktörler ise aynı sistemde yüksek yaptırım riskiyle karşılaşmaktadır. Bu fark, finansal altyapının tarafsız bir boru hattı olmadığını; hukuk ve ittifak tercihlerinin içine yerleştiğini göstermektedir.
Mali Gücün Siyasi Olarak Kullanılması
Para ve sermaye tek başına siyasi nüfuz sağlayamaz. Paranın uzman raporuna, hukuk çalışmasına, medya erişimine ve sürekli kurumsal temasa dönüştürülmesi elzemdir. AIPAC kendi misyonunu Kongre nezdinde ABD-İsrail ortaklığını güçlendirecek güvenlik yardımı ve ortak programlar için lobi yapmak şeklinde tanımlamaktadır. Kuruluşun siyasi faaliyet sayfası, İsrail yanlısı adayları desteklemeyi ve karşıt gördüğü adayları seçimde yenilgiye uğratmayı açık hedef olarak sunmaktadır. Bu faaliyet bütün dünyadaki Yahudilerin iradesi değil, yeri geldiğinde Yahudileri bile karşısına alabilen belirli bir pro-İsrail örgütün siyasi programıdır.
Lobi çalışmasının maddi sonucu devlet politikalarında rahatlıkla görülmektedir. 2016'da imzalanan mutabakat, ABD Dışişleri Bakanlığının resmi açıklamasına göre, 2019-2028 dönemi için öncelikle 33 milyar doları askeri finansman, akabinde 5 milyar doları füze savunması olmak üzere toplam 38 milyar dolarlık desteği öngörmüştür. Bu yalnızca bütçe ya da sermaye desteği değildir. Amerikan savunma şirketleri, ortak teknoloji programları, Kongre çevreleri ve İsrail güvenlik kurumları arasında uzun süreli bir çıkar bağı oluşturmuştur.
Siyasi kullanımın zinciri şu şekilde kurulmaktadır: Diaspora ve bağışçı ağı kaynak üretir, lobi karar vericiye erişir, güvenlik ve dış politika çerçevesi oluşur, bütçe veya yaptırım kararı çıkar, bankalar ve fonlar bu kararı kendi kurallarına aktarır. Siyonist kurumsal etkinin ayırt edici yanı, her kuruma sahip olmak değil, farklı kurumların çıktısını aynı hedefe bağlayabilmektir.
Şekil 1: Finansal etkinin siyasi sonuca dönüşme döngüsü
Kaynak: Yazar tarafından oluşturulmuştur.
Bu kapasitenin sınırları da vardır. İsrail savaş maliyetinden, kredi notu baskısından ve yatırımcı risk algısından muaf değildir. IMF'nin Temmuz 2026 değerlendirmesi, yüksek savunma harcamaları ve bölgesel gerilimler nedeniyle 2026 büyüme tahminini savaş öncesindeki yüzde 4,8'den yüzde 3,5'e indirmiştir. Dolayısıyla güçlü ağ, sınırsız hakimiyet anlamına gelmemektedir; fakat kriz maliyetini paylaşma ve siyasi koruma üretme kapasitesini artırmaktadır. Bu noktada tekrar belirtmek gerekir ki; başka ülkelere karşı çok şert ve hızlı olan bu derecelendirme riski, İsrail için sadece sembolik olarak değerlendirmenin mümkün olduğu çok yumuşak ve düşük oranlar olarak tezahür ediyor.
7 Ekim 2023 ve sonrasında yaşananlar, Siyonist İsrail’in tarihin en büyük soykırımlarından birini sürdürmesine rağmen özellikle Batılı devletlerin sessiz kalması, hatta Gazzelileri suçlayıcı bir dil benimsemesi bakımından insanlık adına büyük bir utanç olarak kayda geçmiştir. Halkların dünyanın pek çok ülkesinde kitlesel protestolar düzenlemesine karşılık siyasi yönetimlerin sergilediği bu tutum, söz konusu sessizliğin arkasındaki siyasi, ekonomik ve kurumsal sebeplerin sorgulanması gereğini ortaya koymuştur.
Dünyadaki sermaye ve finans sisteminin tek bir halk, aile, devlet veya kuruluş tarafından yönetildiğini söylemek için yeterli ve somut bir kanıt bulunmamaktadır. Bununla birlikte, bu sistemin tamamen tarafsız ve yalnızca piyasa kurallarına göre işleyen bir yapı olduğunu düşünmek de mümkün değildir. Özellikle İsrail söz konusu olduğunda küresel finans çevrelerinin sergilediği tutum, İsrail yanlısı siyasi, ekonomik ve ideolojik ağların sistem içerisinde son derece güçlü ve belirleyici bir konuma sahip olduğu kanaatini güçlendirmektedir.
Küresel finans; Amerikan dolarının merkezde bulunduğu, Amerikan hukukunun geniş bir alanda etkili olduğu, ödeme sistemlerinin siyasi kararlardan etkilendiği, kredi derecelendirme kuruluşlarının risk dilini belirlediği ve büyük yatırım fonlarının sermaye akışlarına yön verdiği çok katmanlı bir güç düzeni olarak değerlendirilebilir.
Siyonist kuruluşların etkisi; SWIFT’e, merkez bankalarına, kredi derecelendirme kuruluşlarına veya dünyadaki bütün yatırım fonlarına sahip olmalarından kaynaklanmamaktadır. Asıl güç; diaspora sermayesini, siyasi lobiyi, teknoloji üretimini, medya ilişkilerini, hukuk imkanlarını ve devlet ittifaklarını ortak bir hedef doğrultusunda harekete geçirebilmelerinden doğmaktadır. Bu yapı, tek merkezden yönetilen gizli bir komuta zincirinden ziyade, birbirini destekleyen kurum ve aktörlerin meydana getirdiği uzun vadeli bir etki ağı niteliğindedir.
Bu etkinin siyasi sonuçları çoğu zaman doğrudan emir veya talimat verilmesiyle değil, alınan kararların ekonomik ve siyasi maliyetlerinin değiştirilmesiyle ortaya çıkmaktadır. Bir ülkenin yaptırım listesine alınması, bankalarının muhabir hesaplarını kaybetmesi, kredi notunun düşürülmesi veya büyük yatırım fonlarının o ülkeden çekilmesi, aynı etki mekanizmasının farklı aşamaları olarak karşımıza çıkabilmektedir. Siyasi merkezlerde alınan kararlar; bankaların uyum sistemlerine, yatırım fonlarının risk değerlendirmelerine ve uluslararası ticaretin günlük işleyişine kadar ulaşabilmektedir. Böylece siyasi bir tercih, görünürde teknik bir finans kararı biçiminde uygulanabilmektedir.
Finansal gücün en etkili biçimi, bütün paraya sahip olmayı gerektirmemektedir. Asıl güç; paranın hangi kanallardan geçeceğini, kime ve hangi şartlarda ulaşacağını, kimlerin ise sistemin dışında bırakılacağını etkileyebilme kapasitesidir. Siyonist ideolojinin kurumsal düzeydeki etkinliği de yalnızca sahip olunan servetin büyüklüğünden değil; sermaye, siyaset, teknoloji ve insan kaynağı arasında süreklilik sağlayabilmesinden kaynaklanmaktadır. Nihayetinde küresel sistemde belirleyici olan yalnızca kimin daha zengin olduğu değil, sahip olunan imkanların ortak bir hedef etrafında ne ölçüde düzenli, sabırlı ve etkili biçimde kullanılabildiğidir.
1- Susan Strange, States and Markets: An Introduction to International Political Economy (London: Pinter Publishers, 1988).
2- Dov Waxman, Trouble in the Tribe: The American Jewish Conflict over Israel (Princeton: Princeton University Press, 2016).
3- Eric Helleiner, States and the Reemergence of Global Finance: From Bretton Woods to the 1990s (Ithaca: Cornell University Press, 1994); Barry Eichengreen, Globalizing Capital: A History of the International Monetary System, 3. Baskı (Princeton: Princeton University Press, 2019).
4- Henry Farrell - Abraham L. Newman, “Weaponized Interdependence: How Global Economic Networks Shape State Coercion”, International Security 44/1 (2019), 42-79.
5- Lawrence J. White, “Markets: The Credit Rating Agencies”, Journal of Economic Perspectives 24/2 (2010), 211-226; Frank Partnoy, “The Siskel and Ebert of Financial Markets?: Two Thumbs Down for the Credit Rating Agencies”, Washington University Law Quarterly 77/3 (1999), 619-712.
6- Gerald F. Davis, Managed by the Markets: How Finance Re-Shaped America (Oxford: Oxford University Press, 2009).