Türkiye’nin dünya diplomasisinin merkezi olma yolunda ne denli hızlı adımlarla ilerlediğini görmek için yalnızca 2026 yılının diplomasi takvimine bakmak yeterli olacaktır. 7-8 Temmuz 2026 tarihleri arasında NATO’nun devlet ve hükümet başkanlarının katılacağı 36'ncı NATO Zirvesi, kasım ayında düzenlenecek küresel iklim zirvesi ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un başkanlığını yapacağı COP 31 gibi her biri birbirinden değerli diplomasi zirveleri son derece dikkat çekicidir. Bu sene beşincisi yapılan Antalya Diplomasi Forumu (ADF) ise Türkiye’nin diplomasi alanında artan prestijini göstermenin ötesinde, Türkiye’nin küresel yönetişim süreçlerine müdahil olduğunu da gözler önüne sermektedir. 2026 yılında düzenlenen ADF’ye 23 devlet ve hükümet başkanı katılmış; Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da belirttiği gibi 150 ülke ve 66 uluslararası kuruluştan 6400 katılımcı aynı anda Antalya’da bir araya gelmiştir.
Her ne kadar ADF; Münih Güvenlik Konferansı, Davos Dünya Ekonomik Forumu ve Doha Forum gibi köklü diplomasi platformlarıyla kıyaslansa da ADF’yi diğerlerinden ayıran önemli bir husus vardır. Bu da ADF’nin sadece Batı merkezli hegemonik perspektif temelinde liderleri bir araya getirmemesi; aksine ADF’nin, yukarıda anılan organizasyonlardan çok daha kapsayıcı; Afrika, Asya, Orta Doğu ve Latin Amerika gibi geniş bir coğrafyayı içine alan bir organizasyon olmasıdır. Türkiye’nin ADF’yi bu denli kapsayıcı bir organizasyon haline getirmesinin temel sebebi uluslararası sistemde tek kutupluluğun gittikçe kaybolması ve sistemin parçalı bir hale gelmesidir. Diğer bir deyişle bölgesel ve orta güçlerin dış politikada daha özerk davranma eğilimleri, ADF’nin Afrika’dan Asya’ya uzanan coğrafyada devlet başkanı ve dışişleri bakanı düzeyindeki katılımcıları bir araya getirmesine yol açmıştır. Diğer bir neden ise lider diplomasisinin ülkelerin dış politikalarında gittikçe artan bir şekilde öne çıkmasıdır.
Bu bakımdan Türkiye, bölgesinde istikrarlı ve barışın korunduğu tek ülke olarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde özerk ve bağımsız bir dış politika izlemesiyle öne çıkmıştır.
Türkiye, Mukherjee’nin1 negatif ve pozitif özgürlük (liberty) kavramsallaştırmasından yola çıkıldığında stratejik özerkliğini vurgulayan bir diplomasi izlemektedir. Sözgelimi gittikçe artan bir şekilde güçlü liderinin yönetimi altında daha az dış müdahaleye maruz kalmakta, kendi hedef ve projelerini gerçekleştirmektedir. Yapısal/sistemik fırsatları kaçırmayan Türkiye, kendi yerli ve milli gücünü özellikle savunma sanayisinde geliştirerek sadece Batılı ortaklarıyla değil; farklı coğrafyalardan (Afrika, Asya-Pasifik, Latin Amerika) müttefikleriyle de ilişkilerini sürdürerek stratejik özerkliğini pekiştirmektedir. Burada en önemli faktör, Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın şahsında güçlü bir lider diplomasisi yürütebilme başarısını göstermesidir.
Lider Diplomasisi ve “Dünya Beşten Büyüktür” Söylemi
Türkiye, bölgesinde lider diplomasisini ustalıkla yürütebilen ender şanslı ülkelerden biridir. Cumhurbaşkanı Erdoğan; Batı’nın İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurmuş olduğu uluslararası sistemin kurumlarının, hukukunun ve ortak güvenlik anlayışının çökmekte olduğunu uzun yıllar dile getirerek Batılı müttefiklerini uyarmıştır2. Türkiye, sadece Suriye İç Savaşı boyunca sivil kadın ve çocukların hayatını kurtarmakla kalmamış; aynı zamanda Ukrayna tahılının dünyaya ihracının sağlanması için Tahıl Koridoru Anlaşması’nın imzalanmasına ön ayak olmuş3 ve Afrika gibi uzak coğrafyalardaki insanları açlıktan korumuştur. Ankara’nın yürüttüğü arabuluculuk temelindeki diplomasi ile Somali ve Etiyopya arasında varılan Ankara Mutabakatı ve iki ülke arasında sağlanan uzlaşma, özellikle Arap dünyasında büyük bir yankı uyandırmıştır4.
7 Ekim 2023’ten itibaren yaşanan insanlık trajedisi karşısında “mazlumun yanında olma” siyasetini daha da öne çıkaran Ankara, önemli bir diplomasi başarısı göstererek taraflar arasında kalıcı ateşkesin sağlanması ve barışın inşası için bir garantörlük modeli önermiştir. İlki Washington’da yapılan Gazze Temas Grubu toplantılarında Türkiye’yi doğrudan Dışişleri Bakanı Hakan Fidan temsil etmiştir5.
Lider diplomasisine belki de en önemli örnek, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, 1.4 milyar dolarlık ödeme yapıldığı hâlde Türkiye için üretilen ve Türkiye’ye yollanmayan F-35 uçakları için Eylül 2025’te Beyaz Saray’da Trump ile gerçekleştirdiği müzakerelerdir.Türkiye, CAATSA yaptırımlarının kaldırılması ve F-35 uçaklarının teslim sürecinin hızlandırılması için hâlihazırda lider diplomasisini ustalıkla izlemektedir. Bu süreçte Erdoğan ve Trump arasındaki karşılıklı müzakereler, Suriye’nin Esad yönetiminden kurtulması ile eş zamanlı yürütülen "terörsüz Türkiye" sürecinde de sürdürülmüş ve Ankara tarafından ABD’ye karşı kullanılan ihtiyatlı dil korunmuştur. Şara’nın Suriye’de iktidara gelmesiyle Trump’ın Erdoğan’a “Tebrikler, Suriye’yi aldınız” demesi6 ve Aralık 2024’ten itibaren Ankara’nın Suriye’de aktif bir diplomasi yürüterek Esad döneminin bitmesine öncülük etmesi dikkat çekicidir. Terörsüz Türkiye süreci devam ederken Ocak 2026’da ABD’nin SDG’yi “vadesi dolmuş bir vekalet gücü” olarak nitelemesi ise bu sürecin en kritik halkalarından biri olmuştur. Bu gelişmeler, Türk diplomasisinde yaşanan değişim ve dönüşümlerin bir sonucudur.
Özellikle 15 Temmuz darbe girişiminden sonra Ankara’nın benimsemiş olduğu “önleyici güvenlik konsepti” ile tehditlere karşı daha proaktif bir tutum geliştirerek sert ve yumuşak gücü bünyesinde barındıran çok boyutlu bir diplomasi yaklaşımı sergilemesi son derece dikkat çekicidir.
İran-İsrail/ABD Savaşı ve Türk Diplomasisi
Coğrafi olarak, saldırgan bir İsrail ve küresel ekonomiyi sarsarak elini güçlendirmeye çalışan bir İran arasında konumlanan Türkiye; İran-İsrail Savaşı sonrasında askerî teknoloji ve savunma sanayiini geliştirmeye hız vermiş, arabuluculuk rolünü pekiştirmeye çalışmıştır. Dış politikasında esnekliği ön plana alan Ankara; arabuluculuk rolünde ideolojik davranmadan, mazlumun ve ezilenin yanında yer alarak, bölgesel olarak merkezi konumunun avantajını kullanmıştır.
Türkiye, ortak tarihî ve kültürel bağlar paylaştığı müttefikleriyle bölgede barışı idame ettirmek adına kapsamlı bir müzakere diplomasisi başlatmıştır.
Sözgelimi, 28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı ve Körfez’de istikrarsızlığı derinleştiren savaşın ardından Türkiye, Suudi Arabistan, Pakistan ve Mısır’ı aynı çerçevede buluşturan güvenlik temasları hız kazanmıştır. İsrail’in çok cepheli askerî operasyonlarının bölge ülkelerinin tehdit algılarını artırması, bu hızlanmanın temel nedenidir. Ayrıca İran’a karşı başlatılan dron, balistik füze ve elektronik harp unsurlarına dayalı savaş biçiminin mevcut düzenin ne kadar kırılgan olduğunu göstermesi, söz konusu dört ülke arasındaki diplomasiyi derinleştirmiştir. Bu kapsamda, 4-5 Şubat’ta Türkiye ile Mısır arasında imzalanan askerî iş birliği anlaşmasını takiben; 19 Mart ve 29 Mart tarihlerinde önce Riyad, ardından İslamabad’da gerçekleşen üst düzey görüşmelerde yer alan ülkelerin (Mısır, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan) Sünni olması, bölgede "yeni bir Sünni eksen" veya "İslam NATO’su" oluştuğu tartışmalarını beraberinde getirmiştir7.
Halbuki Türkiye’nin başını çektiği bu dört ülke arasındaki diplomasi trafiğinin hız kazanmasının Ankara açısından asıl nedeni ne ideolojik ne de mezhepseldir. Aksine Türkiye, 28 Şubat’ta İran savaşının çıkmasıyla birlikte son derece pragmatik bir dış politika temelinde akılcı bir diplomasi izlemiştir. Nitekim savaşın ilk gününden itibaren Körfez ülkeleri, Mısır, Pakistan, Washington ve dolaylı olarak İran arasında bağ kuran bir aktör olarak öne çıkmıştır. Türkiye, NATO üyesi olmasının avantajıyla, askerî kapasitesi ile savunma sanayii gücünü esnek bölgesel diplomasisiyle birleştirerek kendisini bölgede barış ve istikrar temin edici bir aktör olarak konumlandırmıştır.
Değerlendirme
Son on yılda Türkiye, “parçalı sistem” olarak nitelendirilen uluslararası sisteme göre dış politikasını önemli ölçüde değişim ve dönüşümden geçirmiştir. Zira küresel liderlik kimliğinin gittikçe belirsizleştiği, kurumların ve hukuk kurallarının sahada bir karşılığının kalmadığı, savaşların yıpratma savaşına dönüştüğü ve krizlerin ardı arkasının kesilmediği bir dönemde Ankara; esnek, ön alıcı, krizlere anında hazırlıklı olmaya dayalı ve pragmatik bir dış politika yürütmektedir. Bu açıdan Türkiye; uluslararası sistemdeki güç boşluğunu dolduracak şekilde bölgesel düzeyde müttefikleriyle müzakereler ve iş birlikleri yaparak, iç politikada "terörsüz Türkiye" sürecini işleterek, sınırlarını güvence altına alarak, NATO kimliği doğrultusunda kolektif güvenlik anlayışına sadık kalarak, kendi bölgesinde ve farklı coğrafyalarda arabuluculuk rolü üstlenerek diplomasisiyle yükselen bir güç olmuştur.
Türk dış politikasının yukarıda anılan ana akslarının uluslararası kamuoyuna doğrudan aktarıldığı Antalya Diplomasi Forumu, Türkiye’nin diplomasi gücünü ve kendi kendine yeten, bağımsız bir dış politika izlemek noktasındaki manevra kabiliyetini her geçen sene daha da artırdığını göstermesi bakımından son derece önemlidir. Hepsinden önemlisi, güçlü lider yönetimindeki Türkiye, lidersizliğin yaşandığı Avrupa ülkelerinden bile daha şanslı bir ülke konumunda olup son derece başarılı bir lider diplomasisi yürüten bir ülke olarak ön plana çıkmaktadır.
Referanslar
1 Mukherjee, Rohan. ‘Chaos as opportunity: the United States and world order in India’s grand strategy’, Contemporary Politics, 26: 4, 2020, p. 429.
2 Dinçel, Serdar. “Türkiye's motto 'world is bigger than five’ embodies vision for humanity’s shared future: President”, Anadolu Ajansı, 2025. https://www.aa.com.tr/en/turkiye/turkiyes-motto-world-is-bigger-than-five-embodies-vision-for-humanity-s-shared-future-president/3694987
3 Yücel Acer, “Tahıl Koridoru Antlaşmasının Uzatılması ve Türkiye’nin Rolü”, SETA Perspektif Mart 2023, sayı 361.
4 Karabacak, Safiye, Canik, Muhammed Emin. “Türkiye arabuluculuğunda Somali ile Etiyopya arasında imzalanan Ankara Anlaşması Arap basınında geniş yer buldu”, Anadolu Ajansı, 2024. https://www.aa.com.tr/tr/dunya/turkiye-arabuluculugunda-somali-ile-etiyopya-arasinda-imzalanan-ankara-anlasmasi-arap-basininda-genis-yer-buldu/3422769
5 Çopur, Hakan, Okay, Dilara Zengin. “Gazze Barış Kurulu'nun ilk toplantısı Washington'da gerçekleştirildi”, Anadolu Ajansı, 2026. https://www.aa.com.tr/tr/dunya/-gazze-baris-kurulunun-ilk-toplantisi-washingtonda-gerceklestirildi/3835057.
6 BBC, “Trump Erdoğan'ı tebrik etti: Suriye'yi aldınız”, BBC TÜRKÇE, 2025. https://www.bbc.com/turkce/articles/cn4j82y75zlo
7 Yaşar, Nebahat Tanrıverdi. “Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır ve Pakistan: Yeni bir blok mu doğuyor?”, FİKİRTURU, 2026. https://fikirturu.com/jeo-politika/turkiye-suudi-arabistan-misir-pakistan/