Cover Image
Görüş

Kuriller: Biten Savaş ve Devam Eden Anlaşmazlık

İkinci Dünya Savaşı bitti ama Pasifik’teki adalar savaşı gerçekten sona erdi mi? Putin’in İturup ziyareti sıradan bir gezi mi, yoksa Japonya’ya çekilmiş açık bir egemenlik resti mi? Seksen yıldır barış anlaşması imzalayamayan iki dev, bu küçük adalar yüzünden yeniden çatışmanın eşiğine gelebilir mi?

Ahmet Yeşiltepe | 21. Sayı 2026
TV100 Dış Haberler Müdürü

Bir devlet başkanının balık işleme tesisini, hastaneyi ve okulu ziyaret etmesi normal koşullarda uluslararası bir krize neden olmaz. Fakat Vladimir Putin’in 13 Ağustos 2026'da İturup Adası’na gitmesi, Tokyo’da Rus büyükelçisinin çağrılmasına ve sert bir protestoya yol açtı. Çünkü bu ziyaret, sıradan bir iç gezi görünümünde olsa da iki devletin birbirine karşı ileri sürdüğü egemenlik iddialarından ayrı düşünülemezdi. Tokyo, ziyareti Rusya’nın tartışmalı topraklar üzerindeki fiilî egemenliğini sergileme girişimi olarak değerlendirdi. Böylece aynı ziyaret, iki başkentte birbirine bütünüyle zıt anlamlar taşıdı.


Aslında Kuril anlaşmazlığının dikkat çekici yanı da budur. Haritada oldukça küçük görünen bir yer, tarihin nasıl hatırlanacağına ve güvenliğin nasıl kurulacağına ilişkin büyük soruları içinde barındırabilir. İkinci Dünya Savaşı’nın bitiminden seksen yılı aşkın bir süre geçmesine rağmen Rusya ile Japonya hâlâ kapsamlı bir barış antlaşması imzalayamamıştır. Ancak bu, iki ülkenin hukuken savaş hâlinde olduğu anlamına gelmez. Savaş hâli 1956'da Sovyet-Japon Ortak Bildirisi’yle sona erdirilmiş ve diplomatik ilişkiler kurulmuştur. Çözümsüz kalan husus, bir barış antlaşmasının hangi egemenlik düzeni temelinde akdedileceğidir.


Güney Kuriller mi, Kuzey Toprakları mı? Anlaşmazlığın Coğrafi Çerçevesi


Anlaşmazlığın odağında Kuril zincirinin tamamı değil, Hokkaido’nun kuzeydoğusunda yer alan üç ada ve bir ada grubu bulunmaktadır: İturup, Kunaşir ve Şikotan adaları ile Habomai ada grubu. Japonca adlarıyla Etorofu ve Kunaşiri olarak da anılan ilk iki ada, diğerlerine göre daha büyüktür. Habomai ise tek bir ada değil, küçük adalardan oluşan bir gruptur. Rusya bu adaları “Güney Kuriller”, Japonya ise “Kuzey Toprakları” olarak adlandırmaktadır.


Adalar bugün fiilî olarak Rusya’nın yönetimindedir; Tokyo ise bu yönetimi tanımamakta ve egemenlik talebini sürdürmektedir. Dolayısıyla adlandırma tercihi, tarafların egemenlik tezlerini yansıtan diplomatik bir işlev görmektedir.


Adaların değerini yalnızca yüzölçümleriyle ölçmek yanıltıcı olabilir. Kamçatka’dan Hokkaido’ya uzanan Kuril zinciri, Ohotsk Denizi’ni Pasifik Okyanusu’ndan ayıran ve önemli deniz geçitlerini barındıran bir hat oluşturur. Boğazlar, balıkçılık sahaları ve iki ülkenin kıyılarına yakınlık, bu volkanik coğrafyayı stratejik bir alana dönüştürür. Bununla birlikte zincirin tamamının askerî işlevi ile tartışmalı dört adanın özel konumu birbirine karıştırılmamalıdır. Rusya’nın Pasifik güvenliği bütün yay üzerinde kurulurken Japonya’nın egemenlik talebi güneydeki belirli kara parçalarına yöneliktir. Bu ayrım, sorunun ölçeğini doğru kavramanın ilk koşuludur.


Sınırın Çizilmesi, Savaşın Değiştirici Gücü


İki ülke arasındaki modern sınırın ilk önemli dayanağı, 7 Şubat 1855 tarihli Şimoda Antlaşması’dır. Bu antlaşmayla Rusya ile Japonya arasındaki sınır İturup ile Urup arasından geçirilmiş; bugünkü uyuşmazlığın konusu olan güney adaları Japon tarafında kalmıştır. 1875 tarihli Saint Petersburg Antlaşması ise daha kapsamlı bir değişim getirmiştir: Japonya Sahalin üzerindeki haklarından vazgeçmiş, Rusya da kuzeydeki Kuril Adaları’nı Japonya’ya bırakmıştır. Böylece Kuril zincirinin tamamı Japon yönetimine geçmiştir. Tokyo’nun tarihsel tezinde bu iki belge, dört adanın savaş öncesindeki statüsünü açıklayan başlıca dayanaklardır.


Asıl kırılma 1945'te yaşanmıştır. Şubat ayındaki Yalta görüşmelerinde ABD, Birleşik Krallık ve Sovyetler Birliği, Moskova’nın Japonya’ya karşı savaşa girmesi karşılığında Kuril Adaları’nın Sovyetler Birliği’ne bırakılmasını öngörmüştür. Japonya bu düzenlemenin tarafı değildir. Ağustos ayında Japonya’ya savaş ilan eden Sovyetler Birliği, Japonya’nın teslim olmayı kabul etmesinin ardından da ada harekâtını sürdürmüştür. Japon Dışişleri Bakanlığının kronolojisine göre tartışmalı dört ada, 28 Ağustos–5 Eylül tarihleri arasında Sovyet kuvvetlerinin denetimine geçmiştir. Böylece önceki ikili antlaşmaların çizdiği sınır, savaşın yarattığı fiilî durumla değişmiştir.


Savaşın ardından adalardaki Japon sakinler bölgeden çıkarılmıştır. Japon resmî kaynaklarına göre savaşın sonunda adalarda yaklaşık 17 bin Japon vatandaşı yaşamaktaydı. Bu bilgi, uyuşmazlığın yalnızca devletler arasında yürütülen bir belge tartışması olmadığını göstermektedir. Geride evler, mezarlıklar ve ailelerin yaşam hatıraları kaldığı için meselenin insani boyutu da dikkate alınmalıdır. Sonraki yıllarda geliştirilen ziyaret programları bu nedenle diplomatik bir jestten fazlasını ifade etmiştir. Yaşlanan eski sakinler için zaman, müzakerecilerin esnekçe kullanabileceği bir kaynak değil, doğdukları topraklara yeniden ulaşabilmek için giderek daralan bir imkândı. Rusya’nın 2022'de vizesiz ziyaret programını askıya almasıyla bu imkân da büyük ölçüde ortadan kalkmıştır.


Belgeler açısından bakıldığında 1951 tarihli San Francisco Barış Antlaşması, sorunu çözmek yerine sonraki tartışmaların merkezine yerleşmiştir.

Japonya bu antlaşmayla Kuril Adaları üzerindeki hak, unvan ve taleplerinden vazgeçmiştir. Ancak adaların hangi devlete devredildiği belirtilmemiş, Sovyetler Birliği de antlaşmayı imzalamamıştır. Tokyo, dört güney adasının metindeki “Kuril Adaları” kapsamına girmediğini savunmaktadır. Moskova ise savaşın sonuçlarının adalar üzerindeki egemenliğini belirlediğini ileri sürmektedir. Dolayısıyla ihtilaf, yalnızca bir belgenin eksikliğinden değil, farklı belgelerin hangi hukuki sonuçları doğurduğuna ilişkin karşıt yorumlardan kaynaklanmaktadır. Bu noktada tarafların tezlerini bağımsız bir yargı kararıymış gibi aktarmamak gerekir. Japonya’nın “hukuka aykırı işgal” ifadesi kendi resmî tutumunu, Rusya’nın “savaş sonrası sonuçların kesinliği” yaklaşımı ise Moskova’nın iddiasını yansıtmaktadır. Fiilî denetimin uzun süredir devam etmesi, uyuşmazlığın hukuki boyutlarını kendiliğinden çözmemektedir.


Öte yandan tarihsel bir antlaşmaya dayanmak da bugünkü sınırın nasıl değiştirileceğine ilişkin uygulanabilir bir düzenleme ortaya koymamaktadır. Sorunun direnci, hukuk ile güç arasındaki bu mesafeden kaynaklanmaktadır. Başka bir deyişle taraflar kendi haklılıklarını savunmakta, ancak karşı tarafın da kabul edebileceği bir sonuç üretmekte zorlanmaktadır.


1956’da Açılan, Sonra Daralan Kapı


19 Ekim 1956 tarihli Sovyet-Japon Ortak Bildirisi, savaş hâlini sona erdirmiş ve diplomatik ilişkileri yeniden kurmuştur. Bildirinin 9. maddesi, barış antlaşmasının imzalanmasının ardından Habomai ve Şikotan’ın Japonya’ya devredilmesini öngörmekteydi. İturup ve Kunaşir konusunda ise benzer bir uzlaşma sağlanamamıştı. Bu düzenleme, sorunun bütünüyle çözümü anlamına gelmese de somut bir müzakere kapısı aralamıştır.

Aynı zamanda gelecekteki pazarlığın temel sorusunu da ortaya çıkarmıştır: Yalnızca Şikotan ve Habomai’yi kapsayan bir anlaşma, daha geniş egemenlik talebiyle nasıl bağdaştırılacaktı?


1960'ta ABD-Japonya Güvenlik Antlaşması’nın yürürlüğe girmesi bu kapıyı daraltmıştır. Sovyetler Birliği, adaların devri için yabancı askerî güçlerin Japonya’dan çekilmesi şartını ileri sürmüş; Japonya ise bunu önceki uzlaşmaya tek taraflı olarak koşul eklenmesi şeklinde değerlendirmiştir. Böylece sınır sorunu, Soğuk Savaş’ın ittifak düzenine bağlanmıştır. Moskova açısından mesele yalnızca adalarda hangi bayrağın dalgalanacağı değil, aynı zamanda devredilecek toprakların gelecekte Amerikan askerî varlığına açılıp açılmayacağıydı. Tokyo açısından ise bir toprak uzlaşmasının temel güvenlik ittifakını zayıflatması, kabul edilmesi güç bir bedeldi.


Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle taraflar arasında yeniden bir temas zemini oluşmuştur. 1993 Tokyo Deklarasyonu, dört adanın adını birlikte anarak egemenlik meselesinin müzakere edileceğini teyit etmiştir. 2001 İrkutsk Bildirisi ise 1956 Bildirisi’ni görüşmelerin temel hukuki belgelerinden biri olarak kabul etmiştir. Bu belgeler önemlidir, çünkü Moskova ile Tokyo’nun her dönemde birbirlerinin tezlerini bütünüyle dışlamadığını göstermektedir. En azından anlaşmazlığın varlığı ve hangi metinler üzerinden konuşulacağı konusunda zaman zaman ortak bir zemin kurulabilmiştir. Ancak müzakere çerçevesi üzerinde uzlaşmak, sonuç üzerinde uzlaşmaya yetmemiştir.


Şinzo Abe döneminde liderler düzeyinde diplomasi ve ekonomik iş birliği yeni bir yol olarak denenmiştir. 2016'da ortak ekonomik faaliyetlerin özel düzenlemeler çerçevesinde ele alınması kararlaştırılmış, 2018'deki Singapur görüşmesinde ise 1956 Bildirisi temelinde müzakerelerin hızlandırılması benimsenmiştir. Bu yaklaşımın arkasındaki düşünce, gündelik iş birliğinin zamanla siyasi güven üretebileceğiydi. Ne var ki işletmelerin hangi hukuka tabi olacağı, izinleri kimin vereceği ve yatırımların hangi egemenlik anlamını taşıyacağı soruları çözülememiştir. Balıkçılık ya da turizm gibi görünüşte teknik konular bile yönetim yetkisinin tanınması tartışmasına geri dönmüştür. Sonuçta ekonomi, siyasetin yükünü hafifletmek bir yana, bu yükün altında kalmıştır.


Ukrayna’dan Kurillere Uzanan Kopuş


Rusya’nın Şubat 2022'de Ukrayna’ya karşı başlattığı geniş çaplı savaş, uzlaşma arayışının koşullarını köklü biçimde değiştirmiştir. Japonya’nın yaptırımlara katılması üzerine Moskova, Mart 2022'de barış antlaşması görüşmelerini durdurduğunu, ada ziyaretlerini askıya aldığını ve ortak ekonomik faaliyetlere ilişkin diyalogdan çekildiğini açıklamıştır. Eylül 2022'de ise ziyaret programlarının dayanağını oluşturan anlaşmaların geçerliliğini askıya alan adımlar atılmıştır. Böylece Kuril dosyası, iki ülkenin kendi aralarında çözmeye çalıştığı tarihsel bir ihtilaf olmaktan çıkarak Avrupa’daki savaşın ve karşılıklı yaptırımların şekillendirdiği daha geniş bir gerilim alanına taşınmıştır.


Putin’in 13 Ağustos 2026'daki ziyareti böyle bir ortamda gerçekleşmiştir. Ziyaret sırasında balık işleme tesisi, okul ve hastane üzerinden verilen görüntüler, adaların Rusya’nın olağan idari hayatının bir parçası olduğunu sergilemekteydi. Japonya’nın protestosu ise bu olağanlaştırma girişimini reddetmekteydi. Ziyaretin siyasi mesajını kavramak için arka planda mutlaka bir askerî hareketlilik aramak gerekmemektedir. Kamu hizmeti yatırımları, lider ziyaretleri ve yerel yönetimle kurulan temaslar da tartışmalı topraklarda egemenlik gösterisine dönüşebilir.

Dikkat edilmesi gereken nokta, görüntülerin sıradanlığı ile taşıdıkları diplomatik ağırlık arasındaki farktır.


Bununla birlikte Japonya’nın sert tepkisi, bütün diplomatik kanalların kapatılması anlamına gelmemiştir. Japonya Dışişleri Bakanı Toshimitsu Motegi, 11 Eylül 2026'da Japonya’nın Moskova Büyükelçisini geri çağırmanın gündemde olmadığını açıklamıştır. Motegi aynı açıklamasında, insani temasların Rusya’yı tanıyan uzmanların yetişmesi açısından taşıdığı öneme de dikkat çekmiştir. Bu tutum, Tokyo’nun egemenlik iddiasını korurken diplomatik temas imkânını bütünüyle tüketmemeye çalıştığına işaret etmektedir. Protestonun tonu kadar uygulanmayan tedbirler de izlenen politika hakkında ipucu vermektedir. Geri adım atmadan gerilimin boyutlarına sınır koymak, uluslararası ilişkilerde devletlerin sıkça başvurduğu bir yöntemdir.


Denizin Büyüttüğü Stratejik Değer


Rusya açısından Kuril zinciri, Ohotsk Denizi ve Pasifik Filosu’nun faaliyetleriyle birlikte değerlendirilmektedir. Balistik füze taşıyan denizaltıların faaliyet gösterdiği bu bölgede erken uyarı, kıyı savunması ve geçiş yollarının gözetlenmesi öne çıkan başlıca konulardır. Literatürde Rus deniz stratejisini tanımlamak için sıkça kullanılan “kale” (bastion) benzetmesi, denizaltılara korunaklı bir faaliyet alanı sağlama düşüncesini anlatır; ancak bu benzetme denizin tamamen kapalı ya da denetlenebilir olduğu anlamına gelmez. Buradan tartışmalı dört adada nükleer silah bulunduğu sonucu da çıkarılamaz. Coğrafi ve stratejik ilişkiyi açıklamak ile belirli bir silah konuşlandırmasını kanıtlamak farklı işlerdir.


Japonya’nın 2026 Savunma Beyaz Kitabı, Rusya’nın tartışmalı adalardaki tesislerini geliştirdiğini, kıyı savunma füzeleri ve savaş uçakları gibi teçhizat konuşlandırdığını ve bölgedeki askerî faaliyetlerini sürdürdüğünü ortaya koymaktadır.

Belgenin Japonya’nın güvenlik bakış açısını yansıttığı unutulmamalıdır. Yine de sunduğu çerçeve açıktır: Ukrayna savaşı, Rusya’nın Uzak Doğu’ya yönelik askerî ilgisini bütünüyle ortadan kaldırmamıştır ve bölgedeki Rus askerî kapasitesi Tokyo’nun güvenlik planlamasında hesaba katılmaya devam etmektedir. Bu nedenle her tatbikatı yaklaşan bir saldırının habercisi saymak da mevcut askerî yapıyı önemsiz görmek de analizi zayıflatır.


Adaların ekonomik değeri ise özellikle balıkçılıkta somutlaşmaktadır. Bu coğrafyada deniz ürünleri ve işleme tesisleri, hem adalardaki yerel yaşamı hem de komşu kıyılardaki toplulukların geçimini etkilemektedir.

Kaynak potansiyeli önemli olmakla birlikte ihtilafı yalnızca maden ya da enerji rekabetine indirgemek açıklayıcı olmaz. Unutulmamalıdır ki adalar, aynı zamanda deniz yetki alanlarının başlangıç noktalarıdır. BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin 121. maddesine göre adalar kural olarak karasuyu, münhasır ekonomik bölge ve kıta sahanlığı oluşturabilir; insan yerleşimini ya da kendine ait ekonomik yaşamı sürdüremeyen kayalıklar ise son iki alana sahip olamaz.


Burada bir ayrımın altını çizmek yerinde olacaktır: Deniz yetki alanı oluşturma hakkı, karşılıklı ya da yan yana kıyılar arasında yapılacak sınırlandırmada otomatik olarak tam etki kazanmak anlamına gelmez. Çakışan talepler, ilgili coğrafya ve uygulanacak hukuk ayrıca değerlendirilir. Dolayısıyla “adayı yöneten, çevresindeki denizin tamamını da yönetir” gibi bir sonuç doğru olmaz. Kuriller’de öncelikle kara egemenliğine ilişkin bir uyuşmazlık bulunmaktadır; deniz alanlarına ilişkin sorunlar bunun üzerine eklenir. Balıkçılık düzenlemeleri geçici bir iş birliği sağlayabilir, ancak bu düzenlemeler tek başına adaların nihai statüsünü belirlemez. Teknik uzlaşma ile egemenlik uzlaşması aynı şey değildir.


Uluslararası kurumların imkânları da bu sınırlar içinde düşünülmelidir. Uluslararası Adalet Divanı’nın devletler arası uyuşmazlıklardaki yargı yetkisi, tarafların rızasına dayanır. Divan, Kuril meselesini kendiliğinden ele alıp bağlayıcı bir biçimde çözemez. Uluslararası Denizcilik Örgütü ise gemi emniyeti ve deniz taşımacılığı standartlarıyla ilgilenir; toprak egemenliğini belirleyen ya da uyuşmazlıkları çözen bir merci değildir. Hukuk, tarafların iddialarını sınamak ve çözüm usullerini kurmak için vazgeçilmezdir. Fakat bu dosyada sonuç üretebilmesi, siyasi iradenin uygun bir müzakere ya da yargısal yol üzerinde buluşmasına bağlıdır.


ABD, Çin ve Kore Yarımadası: Aynı Haritada Farklı Sorunlar


Japonya’nın ABD ile ittifakı, uyuşmazlığın güvenlik boyutunu belirleyen başlıca unsurdur. Bununla birlikte 1960 tarihli ABD-Japonya Güvenlik Antlaşması’nın 5. maddesi, Japonya’nın yönetimi altındaki topraklarda gerçekleşen silahlı saldırılara ilişkindir. Rusya’nın yönetimindeki dört ada, bu bakımdan Japonya’nın yönettiği Hokkaido ile aynı konumda değildir. Bu nedenle ittifakı, tartışmalı adaların askerî yollarla geri alınmasına yönelik bir garanti gibi okumak hatalı olur. Buna karşılık Hokkaido’nun savunması, Japonya’daki Amerikan tesisleri ve bölgesel caydırıcılık, olası bir tırmanmanın yalnızca iki devletle sınırlı kalmasını zorlaştırabilir.


Çin’in etkisi daha dolaylıdır. Rusya ile Çin’in Japonya çevresindeki ortak askerî faaliyetleri, Tokyo’nun kuzeydeki ve güneydeki riskleri birlikte değerlendirmesine yol açmaktadır. Ancak ortak devriye ya da tatbikatlar, her ihtilafta ortak bir savaş planı bulunduğunun kanıtı değildir. Tayvan Boğazı’nda ciddi bir kriz çıkması hâlinde Japonya’nın dikkatinin ve kaynaklarının güneye yönelmesi beklenebilir; kuzeyde eş zamanlı bir hareketlilik ise bu yükü artırabilir.

Bu, geleceğe ilişkin bir risk senaryosudur. Kuriller ile Tayvan’ı aynı çatışmanın iki cephesi saymak, farklı tarihsel ve hukuki meseleleri gereğinden fazla birleştirmek anlamına gelir.


Kuzey Kore’nin Rusya ile askerî yakınlaşması ve füze kapasitesi, Japonya’nın savunma hesaplarına ayrı bir baskı eklemektedir. Güney Kore ise ABD ve Japonya ile kurulan güvenlik koordinasyonunda önemli bir aktör olmakla birlikte, Japonya ile Dokdo/Takeşima uyuşmazlığını sürdürmektedir. Japon Denizi’nde (Korelilerin adlandırmasıyla Doğu Denizi) yer alan ve uluslararası alanda Liancourt Kayalıkları olarak da bilinen bu küçük adacıklar, bugün Güney Kore’nin yönetimindedir. Bu tablo, ittifak ilişkilerinin toprak anlaşmazlıklarını kendiliğinden ortadan kaldırmadığını göstermektedir. Nitekim Kuriller’i Rusya, Dokdo/Takeşima’yı Güney Kore, Çin’in de egemenlik iddia ettiği Senkaku/Diaoyu adalarını ise Japonya yönetmektedir. Farklı egemenlik geçmişlerine ve fiilî yönetim düzenlerine sahip bu uyuşmazlıkların aynı bölgesel haritada yer alması, aynı hukuki dosyanın parçaları oldukları anlamına gelmez. Aralarındaki bağlantı, esas olarak Japonya’nın sınırlı güvenlik kaynaklarını ve siyasi dikkatini bu cepheler arasında paylaştırmak zorunda kalmasından kaynaklanmaktadır.


Çözüm Mü, Uzun Bir Bekleyiş Mi?


Mevcut koşullarda Kuriller nedeniyle doğrudan bir Rusya-Japonya savaşını en olası gelişme olarak görmek için güçlü bir gerekçe bulunmamaktadır. Fiilî düzeni zor kullanarak değiştirmek, yüksek askerî maliyet ve ciddi bir tırmanma riski taşımaktadır. Daha olası görünen senaryo, egemenlik iddialarının korunduğu, müzakerelerin ilerlemediği ve dönemsel protestoların sürdüğü bir durumdur. Bu değerlendirme kesin bir öngörü değildir. İlişkilerin seyri, Ukrayna savaşından ittifak politikalarına kadar adaların dışındaki gelişmelere de bağlıdır. Bugünkü durağanlık, yarının güvenliğini garanti etmez.


Somut risk, geniş çaplı bir kuvvet kullanma kararından önce daha küçük olaylarda aranmalıdır. Bir balıkçı teknesinin durdurulması, tehlikeli bir hava ya da deniz karşılaşması ya da tatbikat sırasında yanlış yorumlanan bir hareket, siyasi gerilimi hızla tırmandırabilir. Bu nedenle çözüm arayışının ilk adımları mütevazı olabilir. Mezar ziyaretlerinin yeniden başlaması, balıkçılık temaslarının düzenli işlemesi ve askerî iletişim kanallarının açık tutulması, egemenlik iddialarından vazgeçmeden de mümkündür. Bu tür düzenlemeler barış antlaşmasının yerini tutmaz ancak antlaşmanın yeniden müzakere edilebilmesi için gereken güveni ve gündelik temas kapasitesini oluşturabilir.


Kuril anlaşmazlığını izlerken asıl soru, yeni bir sert açıklamanın gelip gelmeyeceğinden çok, karşılıklı davranışı değiştirebilecek bir temasın kurulup kurulmadığıdır. Lider ziyaretleri ve askerî görüntüler daha fazla dikkat çekerken balıkçılık toplantıları ya da mezar ziyaretleri daha az haber değeri taşır. Oysa müzakerenin geleceği bazen tam da bu küçük adımlarda görünür.

Savaşın sona ermesi ile siyasi hesabın kapanması aynı anda gerçekleşmeyebilir. Kuriller, bu iki an arasındaki aralığın ne kadar uzayabileceğini göstermektedir. Geçmişten kalan sınır sorunu bugünün güvenlik düzenine bağlandıkça, barışın tamamlanması ancak yeni bir ortak iradeyle mümkün olabilecektir.


Referanslar


1- Kremlin, “Vladimir Putin visited Iturup island”, 13 Ağustos 2026. https://en.kremlin.ru/events/president/news/80523

2- Japonya Dışişleri Bakanlığı, Press Conference by Foreign Minister MOTEGI Toshimitsu, 11 Eylül 2026: Putin’in Etorofu ziyareti, protesto ve Japon büyükelçisinin geri çağrılmaması. https://www.mofa.go.jp/press/kaiken/kaikenwe_000001_00271.html

3- Associated Press, Putin’in İturup ziyareti ve Rusya’nın açıklamalarına ilişkin haber, 13 Ağustos 2026. https://apnews.com/article/bc9cf6a0aa3fdbed5264d32297d740b4

4- Japonya Dışişleri Bakanlığı, Northern Territories Issue: 1855 Şimoda sınırı, 1956 Ortak Bildirisi ile 1993–2018 müzakere belgeleri. https://www.mofa.go.jp/region/europe/russia/territory/overview.html

5- Japonya Dışişleri Bakanlığı, Northern Territories Issue Q&A: 1875 Saint Petersburg Antlaşması, San Francisco Barış Antlaşması, eski ada sakinleri ve 1960 koşulu. https://www.mofa.go.jp/policy/q_a/faq11.html

6- ABD Dışişleri Bakanlığı Tarih Ofisi, The Yalta Conference, 1945. https://history.state.gov/milestones/1937-1945/yalta-conf

7- Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanlığı, 21 Mart 2022 tarihli açıklama: Japonya ile barış antlaşması görüşmeleri, Serbest Ziyaretler ve Dört Ada Değişim Programı hakkında alınan tedbirler. https://mid.ru/en/maps/jp/1805541/

8- Japonya Dışişleri Bakanlığı, Diplomatic Bluebook 2025 – Russia and Belarus: 2022 sonrası kopuş, ziyaret ve değişim programları. https://www.mofa.go.jp/policy/other/bluebook/2025/en_html/chapter2/c020602.html

9- Japonya Savunma Bakanlığı, Development of Russian Armed Forces in the Vicinity of Japan: Uzak Doğu askeri coğrafyası ve Rus kuvvetlerinin bölgesel faaliyetleri. https://www.mod.go.jp/en/d_act/sec_env/pdf/ru_d-act.pdf

10- Japonya Savunma Bakanlığı, Defense of Japan 2026: Rusya’nın Kuzey Toprakları çevresindeki askeri faaliyetleri, Çin ve Kuzey Kore değerlendirmeleri. https://www.mod.go.jp/j/press/wp/wp2026/pdf/DOJ2026_Digest_EN.pdf

11- Birleşmiş Milletler, United Nations Convention on the Law of the Sea, Part VIII – Regime of Islands, özellikle madde 121. https://www.un.org/Depts/los/convention_agreements/texts/unclos/part8.htm

12- Uluslararası Adalet Divanı, Contentious Jurisdiction: devletler arası uyuşmazlıklarda yargı yetkisinin tarafların rızasına dayanması. https://www.icj-cij.org/contentious-jurisdiction

13- Japonya Dışişleri Bakanlığı, Treaty of Mutual Cooperation and Security between Japan and the United States of America, 19 Ocak 1960; özellikle madde 5. https://www.mofa.go.jp/na/st/page1we_000093.html