İnsanlık tarihi, en temelde bir istikamet arayışıdır. Kadim çağlarda yıldızlara bakarak yolunu bulan insanoğlu, bugün yörüngelere yerleştirdiği atomik saatler ve uydularla sadece coğrafi konumunu değil, medeniyetinin teknolojik ve stratejik geleceğini de tayin ediyor. Ancak "yön" kavramı, 21. yüzyılın hibrit tehditler ve elektronik harp sisleri altında sadece teknik bir veri olmaktan çıkıp, bir devletin egemenlik ve varoluş mücadelesinin en kritik cephesine dönüşmüştür. İstikameti kaybetmek, sadece hedeften sapmak değil; bir milletin teknolojik, ekonomik ve askeri sinir sisteminin felç olması demektir.
Strateji Türkiye olarak, "Yönler" başlığıyla sunduğumuz 15. sayımızda; uzaydan yeryüzüne, kuantum sensörlerden yörünge egemenliğine kadar geniş bir ufukta, Türkiye’nin ve dünyanın yeni "stratejik pusulasını" analiz ediyoruz.
Prof. Dr. Feridun Taşdan, "Elektronik Harp Çağında Yön Kaybı Riski ve Hibrit Çözümler" başlıklı çalışmasında, modern orduların Küresel Uydu Seyrüsefer Sistemlerine (GNSS) olan mutlak bağımlılığını bir "stratejik zayıflık" olarak masaya yatırıyor. Elektronik harbin "yön kaybı"nı bir silah olarak kullandığı bu çağda Taşdan; GQAR-PNT ve OMP-PNT gibi hibrit algoritmaların, bir platformun dış müdahalelere rağmen istikametini koruyabilmesi için nasıl bir "stratejik zorunluluk" olduğunu ortaya koyuyor.
Doç. Dr. Caner Güney, "GPS’in Ötesi ve Yörüngelerdeki Egemenlik Yarışı" makalesiyle, seyrüsefer teknolojilerinin yörüngelerdeki jeopolitik dönüşümünü inceliyor. Konum belirleme sistemlerinin MEO’dan LEO’ya (Alçak Dünya Yörüngesi) evrilen yeni yönünü analiz eden Güney; Türkiye’nin 'Uluğ Bey' ve 'KERKES' gibi yerli projelerinin, uzaydaki egemenlik yarışında milli istikametimizi nasıl tahkim ettiğini teknik bir derinlikle anlatıyor.
Muhammet Metin, "Türkiye’nin Uzay Yolculuğu: Haberleşmeden Stratejik Bağımsızlığa" başlıklı yazısında, haberleşmenin tarihsel serüvenini uzaydaki stratejik bağımsızlık vizyonuna bağlıyor. Haberleşme altyapısının bir ülkenin "stratejik dayanıklılık" sembolü olduğunu vurgulayan Metin; havacılık ve uzay sanayisi arasındaki sinerjinin ve TEKNOFEST kuşağıyla yetişen beşeri sermayenin, Türkiye’nin istikbaldeki en büyük "yön belirleyicisi" olacağını öngörüyor.
Mehmet Sami Korur ise "2030 Stratejik PNT Doktrini: Küresel Çatışma Analizleri ve Yeni Nesil Hibrit Sistemler" çalışmasında, konumlama ve zamanlamayı (PNT) devletin "sinir sistemi" olarak tanımlayan sarsıcı bir perspektif sunuyor. "Görünmez savaşlar" olarak nitelendirdiği sinyal karıştırma ve aldatma tehditlerine karşı; Manyetik Seyrüsefer (MagNav) ve Kuantum Sensörler gibi teknolojilere dayanan "Dayanıklı PNT" mimarisinin, 2030’un dünyasında yönünü kaybetmemek isteyen devletler için kaçınılmaz bir doktrin olduğunu vurguluyor.
Strateji Türkiye olarak bu sayımızda, "neredeyiz ve nereye yöneliyoruz?" sorusuna sadece teknik bir cevap değil, milli bir vizyon sunmayı hedefledik. Teknolojik kuşatmaların ortasında kendi pusulasını üreten bir Türkiye’nin, sadece kendi yolunu bulmakla kalmayıp bölgesi için de bir istikrar kutbu olacağına inanıyoruz.
İstifade etmeniz dileğiyle,
Strateji Türkiye Dergisi
2030 Stratejik PNT Doktrini: Küresel Çatışma Analizleri Ve Yeni Nesil Hibrit Sistemler
Sami KorurTürkiye’nin Uzay Yolculuğu: Haberleşmeden Stratejik Bağımsızlığa
Muhammet MetinGPS’in Ötesi ve Yörüngelerdeki Egemenlik Yarışı
Doç. Dr. Caner GüneyElektronik Harp Çağında Yön Kaybı Riski Ve Hibrit Çözümler
Prof. Dr. Feridun Taşdan