Bir milletin varoluş hikâyesi, yalnızca savaşların ve siyasi mücadelelerin değil, aynı zamanda inanç, ilim, adalet ve sanatla örülmüş medeniyet tasavvurunun da yansımasıdır. Türkler, Orhun Vadileri'nden Anadolu'nun kapılarına, oradan da üç kıt’aya uzanan yolculuklarında, sadece toprak kazanmakla yetinmediler; gittikleri her coğrafyaya törelerini, dillerini, estetik anlayışlarını ve birleştirici bir ruhu taşıdılar. Bu ruh, bazen Farabi’nin aklında felsefe, bazen Yunus Emre’nin gönlünde sevgi, bazen de Sultan Alparslan'ın adalet anlayışında siyasetle yoğruldu. Bugün, bu kadim mirasın izlerini sürmek, sadece geçmişi anlamak değil, aynı zamanda geleceği inşa etmek anlamına geliyor. Çünkü Türk medeniyeti, durağan bir tarih sayfası değil, dinamik ve sürekli yeniden üretilen bir düşünce sistemidir. Bu sistem, insanı merkeze alan, farklılıkları zenginlik sayan ve adaleti toplumsal bir şiar haline getiren bir vizyonla şekillenmiştir.
Strateji Türkiye olarak, “Türkler” başlığıyla bu sayımızda, Türk kimliğini meydana getiren kodları tarihsel bir süreklilik içinde ele alıyor ve okuyucularımızı Türk düşünce dünyasına yönelik engin bir yolculuğa davet ediyoruz. Bu yolculukta, İslâmiyet öncesi bozkır kültüründen modern dünyadaki Türk izlerine kadar uzanan geniş bir yelpazede, Türk medeniyetini anlatmaya çalışıyoruz. Her bir makale, Türklerin tarihten bugüne nasıl geldiğini ve bugünün Türkiye'sini inşa eden kökleri ve Türk dünyasının geleceğinin nasıl şekilleneceğini anlamak için bir fikir veriyor.
Prof. Dr. Kürşat Yıldırım, “Tarihte Birleştirici Bir Aktör Olarak Türkler” başlığı altında, Türk devlet geleneğinin, farklı kavimleri ve kültürleri nasıl ortak bir siyasi çatı altında topladığını inceliyor. Hunlardan Göktürklere, Selçuklulardan Osmanlılara kadar uzanan süreçte, “Türk” adının sadece bir etnik kimliği değil, aynı zamanda bir siyasi kimliği de ifade ettiğini vurguluyor. Analiz, Türklerin “kut” anlayışı, “töre” kavramı ve “cihan devleti” tasavvuru çerçevesinde, merkeziyetçi ve hoşgörülü bir yönetim modeli geliştirdiğini ortaya koyuyor. Özellikle, Türklerin yerli halklara karşı gösterdiği hoşgörü ve onları kendi devlet kimliği içinde eritme becerisi, yazının odak noktalarından birini oluşturuyor. Yıldırım, bu birleştirici vasfın, Türklerin geniş coğrafyalarda kalıcı olmasını sağladığını ve bugün dünyadaki Türk varlığının da bu tarihsel arka plana dayandığını belirtiyor.
Dr. İdris Tüzün ve Dr. Tarık Çelik, “Dini ve Tarihi Kaynaklarda Türkler” başlığıyla, Türk adının ve kimliğinin, Orhun Yazıtlarından Kur’an tefsirlerine, Arap kaynaklarından Batılı anlatılara kadar nasıl ele alındığını derinlemesine irdeliyor. Yazarlar, özellikle Kaşgarlı Mahmud’un Divânu Lügati’t-Türk’te aktardığı, Türk adının Allah tarafından verildiğine dair rivayetler üzerinde duruyor. Ayrıca, Kur’an'daki bazı ayetlerin ve hadislerin Türklere işaret ettiği yönündeki yorumları, Elmalılı Hamdi Yazır, Ömer Nasuhi Bilmen ve Bediüzzaman Said Nursi gibi müfessirlerin görüşleri çerçevesinde analiz ediyor. Çalışma, Türklerin “Allah’ın ordusu” olarak tanımlandığına dair tarihsel ve dini referansları da okuyucuya sunuyor. Bu bağlamda, Osmanlı döneminde Türklerin, Hülefay-ı Râşidin’den sonra en iyi halifeler olarak anılmasının altı çiziliyor.
Prof. Dr. Erkan Göksu, “Bir Medeniyet Olarak Türkler” başlıklı yazısında, Türklerin İslâmiyet’le müşerref olmasının sadece dini bir dönüşüm değil, aynı zamanda köklü bir “düşünce devrimi” olduğunu vurguluyor. Göksu, bu süreci, Türklerin kendi devlet geleneği ve töresi ile İslâm’ın evrensel değerlerini nasıl sentezlediğini anlatarak ele alıyor. Yazı, İslâm dünyasının siyasi ve fikri parçalanmalar yaşadığı 10. ve 11. yüzyıllarda Türklerin nasıl bir istikrar unsuru haline geldiğini analiz ediyor. Ayrıca, Türk-İslâm düşüncesinin felsefe, kelam, fıkıh ve tasavvuf cephelerinde nasıl şekillendiğini, Farabi, İbn Sina, Biruni, İmam Maturidi ve Hoca Ahmed Yesevi gibi büyük düşünürler üzerinden okuyucuya aktarıyor. Göksu, bu sentezin sadece tarihsel bir olgu değil, günümüz Türk kimliğinin de mayasını oluşturduğunu belgeleriyle birlikte ortaya koyuyor.
Mesut Yıldız, “İz Bırakan Yaşayan Türkler” başlıklı yazısında, Türk kimliğini uluslararası arenada başarılı bir şekilde temsil eden önemli şahsiyetleri ele alıyor. Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu’nun vatan mücadelesinden Aziz Sancar’ın Nobel’e uzanan bilim serüvenine, Ramil Guliyev’in spor alanındaki başarılarından Salizhan Sharipov’un uzaydaki bilimsel çalışmalarına kadar uzanan bir yelpazede, bu isimlerin nasıl bir evrensel değer ürettiğini gösteriyor. Ayrıca, Rustam Minnikhanov’un Tataristan’daki liderliğinin, Selçuk Bayraktar’ın teknoloji alanındaki çığır açıcı buluşlarının ve Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi vizyonunun dünyada nasıl bir ilgi gördüğünü anlatıyor. Yıldız, bu isimlerin her birinin, günümüz Türk medeniyetinin farklı cephelerdeki yansımaları olduğunu vurgulayarak, onların azim, inanç ve vatan sevgisiyle nasıl küresel izler bıraktığını anlatıyor.
Doç. Dr. Öner Buçukcu, “Müslüman (Türk) Olmak: Sultan Galiyev Işığında Türklük ve İslâmlık” başlığını taşıyan yazısında, 20. yüzyılın en sıra dışı ve trajik figürlerinden Mirsaid Sultan Galiyev’in düşünce dünyasını mercek altına alıyor. Buçukcu, Sultangaliyev’in, Türklük ve İslâm’ı, Batı emperyalizmine karşı anti-kapitalist ve anti-emperyalist bir mücadelede nasıl birleştirdiğini inceliyor. Yazı, Sultangaliyev’in “Müslüman halklar proleter halklardır” teziyle, geleneksel Marksist sınıf analizini nasıl aşmaya çalıştığını ve onun “Sömürgeler Enternasyonali” fikrinin, Üçüncü Dünya milliyetçilikleri için nasıl bir ilham kaynağı olduğunu tartışıyor. Ayrıca, Sultangaliyev’in, Türklük ve İslâmlığı birbirine rakip değil, tamamlayıcı kimlikler olarak gören yaklaşımının, günümüzdeki kimlik tartışmaları için hala geçerli olduğunu vurguluyor. Bu çalışmasıyla Buçukcu, Stalin döneminde bastırılan bu fikirlerin, aslında Türk-İslâm dünyasının modernleşme sürecinde alternatif bir yol haritası sunabileceğini gösteriyor.
Strateji Türkiye olarak, Türk düşünce ve medeniyet tarihine dair bu derinlikli çalışmaların, siz değerli okuyucularımız için bir başucu kaynağı olmasını ve kimlik muhasebemize katkı sunmasını temenni ediyoruz. Unutmayalım ki, medeniyetler sadece geçmişte kalmaz; onlar, her nesille yeniden inşa edilir ve geleceğe taşınır. Bu sayımızın, Türk medeniyetinin gelecek yüzyıllardaki yürüyüşüne ışık tutmasını umuyoruz.
İstifade etmeniz dileğiyle,
Strateji Türkiye Dergisi
Tarihte Birleştirici Bir Aktör Olarak Türkler
Prof. Dr. Kürşat YıldırımBir Medeniyet Olarak Türkler
Prof. Dr. Erkan GöksuMüslüman ( Türk ) Olmak: Sultangaliyev Işığında Türklük ve İslamlık
Doç. Dr. Öner BuçukcuDini ve Tarihi Kaynaklarda Türkler
Dr. İdris Tüzün & Dr. Tarık Çelikİz Bırakan Yaşayan Türkler
Mesut Yıldız