Cover Image

TEŞKİLATLAR

Devletlerin sınırlarını koruma, toplumsal düzeni sürdürme ve geleceğe dair öngörü geliştirme çabaları, bugün her zamankinden daha fazla bir şekilde veri, algoritma ve dolayısıyla gelişmiş teknolojiye dayanmaktadır. Bu nedenle, devletlerin güvenliklerini sağlamak amacıyla başvurdukları araçlardan biri olan istihbarat faaliyetlerinde casusun kişisel cesaretinin ya da klasik bir şifreli mektubun yerini; bilginin geçirmiş olduğu gelişim ve dönüşüm sonucu görünmez ağlar, otonom sistemler ve anlık veri akışına dayalı istihbarat süreçleri almaya başlamıştır. Ne var ki bu değişim, yalnızca kullanılan araçlarda bir yenilenme değil, aynı zamanda güvenlik ve istihbarat kavrayışında da köklü bir dönüşümü beraberinde getirmiştir.


“Teşkilâtlar” başlıklı bu sayıda, gizli diplomasiden açık kaynağa, ajanlıktan algoritmalara ve klasik casusluktan siber casusluk çağının görünmez ordularına uzanan geniş bir çerçevede, istihbarat alanında yaşanan mevcut dönüşümler ele alınmıştır. Bu sayı, bir yandan istihbaratın tarihsel sürekliliğine işaret ederken, diğer yandan bilginin dönüşümüyle birlikte gerçekleşen dijitalleşme, yapay zekâ, açık kaynak istihbaratı ve siber operasyonlar üzerinden geleceğin güç dengelerini anlamayı amaçlamaktadır.


Siber Güvenlik ve Adli Bilişim Uzmanı Ömer Faruk Yakut, “Siber Casusluk Çağında Görünmez Orduların Yükselişi” başlığı altında, istihbaratın en görünmez ve tartışmalı boyutlarından birini ele almıştır. Yakut, siber casusluğu, geleneksel casusluğun dijital dünyadaki karşılığı olarak tanımlanmakla birlikte, fiziksel sınırların aşılması, aynı anda binlerce hedefe erişim, tespit zorluğu ve ileri kalıcı tehdit (APT) gruplarının varlığı gibi özellikleriyle klasik yöntemlerden belirgin biçimde ayrıldığını belirtiyor. Estonya ve Gürcistan’a yönelik saldırılarla birlikte siber eylemlerin, hibrit savaş stratejilerinin ayrılmaz bir parçası hâline gelişi yazıda ayrıca ele alınıyor. ABD Siber Komutanlığı’ndan Çin’in Stratejik Destek Kuvveti’ne kadar uzanan küresel tablo, görünmez orduların nasıl kurumsallaştığına yönelik önemli kanıtlar ortaya koyuyor. Stuxnet, Flame ve Pegasus gibi gelişmiş zararlı yazılımlar üzerinden siber silahların veri çalma veya hizmet dışı bırakmanın yanı sıra fiziksel zarar verme ve kritik altyapıları tahrip etme kapasitesine de sahip olduğu ortaya koyuluyor. Ayrıca, yapay zekâ, nesnelerin interneti, kuantum sonrası kriptografi ve “şimdi topla, sonra çöz” stratejisi gibi başlıklarla, siber casusluğun yakın gelecekte alabileceği biçimlere dair dikkat çekici öngörüler sunuluyor.


Kübra Özden, “Gizli Diplomasiden Açık Kaynağa: İstihbaratın Yön Değiştirmesi” başlığıyla, istihbaratın gizlilik eksenli klasik yapısından, açık kaynak istihbaratının çok aktörlü dünyasına geçişini ele alıyor. Çalışmada MI6, CIA ve KGB gibi teşkilatlar üzerinden insan istihbaratına dayalı kapalı, merkezî ve devlet odaklı geleneksel model özetlenirken gizli müzakereler, sınırlı bilgi akışı, propaganda ve psikolojik harekât gibi faaliyetler ise tarihsel bağlamına oturtuluyor. Ayrıca, dijital çağın ortaya çıkardığı OSINT kavramı, devletlerin yanı sıra sivil ağlar, bağımsız araştırmacılar ve özel sektör tarafından da kullanılan yeni bir güç aracı olarak inceleniyor. Rusya–Ukrayna Savaşı’ndan COVID-19 salgınına uzanan örnekler üzerinden sosyal medya paylaşımları, uydu görüntüleri, açık veri tabanları ve hareketlilik raporlarının, kriz ve savaş alanlarının okunmasında nasıl vazgeçilmez araçlara dönüştüğü gösteriliyor. Yazı, Türkiye özelinde MİT’in açık kaynak istihbaratını kurumsal bir yapı içinde sistematik hâle getirme çabasını ve bu doğrultuda geliştirilen yerli analiz kapasitesini de ele alıyor. OSINT’in, yalnızca bilgiye erişimi kolaylaştıran bir imkân değil, aynı zamanda dezenformasyon, veri fazlalığı ve dijital manipülasyon riskleri nedeniyle profesyonel bir disiplin gerektiren karmaşık bir alan hâline geldiği vurgulanıyor.


Murat Sarıbaş, “Dünyada Yaşanan İstihbarat Operasyonlarından Güncel Örnekler” başlıklı yazısıyla, teori ve kavramsal tartışmaları somutlaştıran güncel olaylar üzerinden modern istihbarat pratiğini analiz ediyor. HUMINT, SIGINT, OSINT, CYBINT ve IMINT gibi farklı istihbarat türlerinin, sahada birbirini tamamlayan bileşenler hâline geldiği örnekleriyle ortaya konuluyor. MİT’in SİHA’ları yoğun biçimde kullandığı terörle mücadele operasyonları ve Ukrayna’nın dron sürüleriyle yürüttüğü saldırılar, görüntü istihbaratının taktik seviyede nasıl belirleyici olabildiğini gösteriyor. İsrail’in İran’daki üst düzey hedeflere yönelik suikastları, insan kaynağı, sinyal takibi ve siber imkânların birlikte kullanıldığı karmaşık operasyonlar olarak ele alınıyor. Hollanda’da GRU bağlantılı siber casusluk girişiminin ortaya çıkarılması, OPCW’ye yönelik dijital manipülasyon ve sabotaj planlarının engellenmesi üzerinden istihbarata karşı koyma faaliyetlerinin önemini vurguluyor. CIA ve MI6’nın dijital mecralar ve karanlık ağ üzerinden geliştirdiği yeni casus temin yöntemleri, klasik örtülü temas biçimlerinin ötesine geçildiğini gösteriyor. MİT’in “Muteni Operasyonu” ise, MOSSAD’ın sosyal medya üzerinden yürüttüğü angajman çabalarına karşı, açık kaynak ve insan istihbaratının birlikte kullanıldığı başarılı bir karşı operasyon örneği olarak inceleniyor.


Siber Güvenlik Uzmanı Serhat Altınevlek, “Casusun Değişen Yüzü – Ajanlıktan Algoritmalara” başlığı altında, insan-merkezli istihbarattan algoritmaların belirleyici olduğu dijital çağa uzanan istihbarat tarihini ele alıyor. Muhammed b. Musa el-Harezmi’den Alan Turing’e uzanan çizgide problem çözme, şifreleme ve hesaplama mantığının nasıl “algoritma” kavramı etrafında sistematik bir yapıya kavuştuğunu anlatıyor. İstihbarat çarkı, insan istihbaratı (HUMINT) ile başlayan, elektronik istihbarat (ELINT), sinyal istihbaratı (SIGINT), açık kaynak istihbaratı (OSINT) ve nihayetinde dijital veriye dayalı yeni istihbarat türleriyle genişleyen bir yapı olarak analiz ediliyor. Yazı, nesnelerin interneti, sosyal medya, büyük veri ve yapay zekâ gibi olguların casusluk faaliyetlerini nasıl dönüştürdüğünü, klasik casusun yerini veriyi işleyen sistemlerin ve bu sistemleri yöneten uzmanların aldığını ortaya koyuyor. Böylece bilgi, sadece toplayan değil, en hızlı ve en doğru biçimde işleyen aktörün elinde “güç”e dönüşen bir imkân olarak yeniden tanımlanıyor.


Bu sayı, artık istihbaratın yalnızca “gizli bilgiye erişim” faaliyeti olmadığını; açık ve kapalı tüm kaynakların, insan unsurunun ve teknolojik sistemlerin bir arada kullanıldığı çok katmanlı bir bilgi yönetimi sürecine dönüştüğünü ortaya koyuyor. Dijitalleşmenin sunduğu imkânlar, devletlere sahada ve siber dünyada önemli avantajlar sağlarken, aynı zamanda yeni güvenlik zafiyetlerini ve hukuki tartışmaları da beraberinde getiriyor. Görünmez orduların, açık kaynak ağlarının ve yapay zekâ destekli sistemlerin belirleyici olduğu bu yeni dönemde, ulusal güvenlik politikalarının yeniden düşünülmesi ise kaçınılmaz görünüyor.


İstihbaratın değişen yüzünü anlamak, yalnızca devletlerin güvenliği açısından değil, bireylerin mahremiyeti, toplumsal huzur ve küresel istikrar bakımından da hayati bir önem taşımaktadır. Dolayısıyla, güç ve bilginin kesiştiği bu en hassas alanda, daha bilinçli, sorumlu ve kuşatıcı bir bakışın gelişmesi kaçınılmaz bir gerçeklik halini almıştır.  Bu vesileyle Strateji Türkiye olarak, istihbarat, güvenlik, dış politika ve teknoloji alanlarında çalışan araştırmacılar, uygulayıcılar ve ilgi duyan tüm okuyucular için bu sayının önemli bir başvuru kaynağı olmasını temenni ediyoruz.


İstifade etmeniz dileğiyle,

Strateji Türkiye Dergisi.

Bu Sayıda

MİT’in İstihbarat Reformu ve Türkiye’nin Stratejik Otonomisine Katkıları

Doç. Dr. Merve Seren

Casusun Değişen Yüzü: Ajanlıktan Algoritmalara

Serhat Altınevlek

Siber Casusluk Çağında Görünmez Orduların Yükselişi

Ömer Faruk Yakut

Dünyadaki İstihbarat Operasyonlarından Güncel Örnekler

Murat Sarıbaş

Gizli Diplomasiden Açık Kaynağa Modern İstihbaratın Yön Değiştirmesi

Kübra Özden