21. yüzyılın küresel ekonomi-politiği, stratejik doğal kaynaklar etrafında yeniden şekillenirken, nadir toprak elementleri bu şekillenmenin en kritik unsurlarından biri olarak öne çıkıyor. Savunma sanayiinden yenilenebilir enerji teknolojilerine, yapay zekâdan iletişim altyapılarına kadar hemen her ileri teknolojinin vazgeçilmez bileşeni haline gelen bu elementler, uluslararası rekabet ve güç dengelerinin ana eksenini oluşturuyor. Çin'in bu alandaki baskın rolü, ABD ve müttefiklerini alternatif tedarik zincirleri oluşturmaya zorlarken, bir yandan da yeşil dönüşüm hedefleri ile çevresel sürdürülebilirlik arasında derin bir paradoks oluşturuyor. Eriyen buzulların altından çıkan yeni enerji koridorlarından Afrika'nın maden havzalarına kadar uzanan bu jeopolitik satranç tahtasında, nadir toprak elementleri artık sadece bir sanayi girdisi değil, aynı zamanda yeni küresel düzenin en stratejik jeopolitik silahı olarak görülüyor. Hatta öyle ki; ABD-Çin ilişkilerinde bu elementler gerilimin veya uzlaşının belirleyici faktörü olabiliyor.
Strateji Türkiye, “Madenler” başlıklı bu sayısında, Nadir Toprak Elementlerini çok boyutlu olarak masaya yatırıyor. Bu sayıda, Eskişehir-Beylikova'da keşfedilen rezervlerden Afrika'ya, Çin'in küresel tekelinden ABD'nin tedbir arayışlarına uzanan incelemeler, günümüz dünya siyasetini anlamaya yönelik önemli bir çerçeve çiziyor. Geleneksel bir güvenli liman olarak altın ve gümüşün dayanıklı rolü ve nadir toprak elementlerinin tetiklediği küresel rekabet dünyanın yeni ekonomik ve siyasi parametrelerini ele alma fırsatı sunuyor. Türkiye'nin bu süreçteki konumu da ele alınıyor.
Prof. Dr. Tayfur Bayat, “Değişen Dünyanın Değişmeyen Ekonomik Limanı: Altın ve Gümüş” başlığı altında, ekonomik krizler ve jeopolitik gerilimler karşısında altın ve gümüşün hala “güvenli liman” olarak anılmasının nedenlerini, tarihi ve teorik bir perspektifle irdeliyor. Bayat, kripto paraların yarattığı yüksek getiri cazibesine rağmen, bu kadim değer saklama araçlarının istikrarlı ve düşük riskli yapısının portföy teorisindeki yerini vurguluyor. Çalışmada, altın-gümüş oranı gibi göstergeler üzerinden yatırımcı psikolojisi ve piyasa dinamiklerini anlamanın yolları ortaya konulurken, küresel rezerv para sisteminin emtia fiyatları üzerindeki etkisine dair de önemli tespitlerde bulunuluyor. Kriz dönemlerinde akıllara gelen ilk ismin hep altın olduğu vurgulanarak, güven temelli bu ekonomik limanın dijital çağda da geçerliliğini koruduğu belirtiliyor.
Dr. Cengiz Topel Mermer, “Jeopolitik Rekabette Nadir Elementler” başlıklı çalışmasıyla, çağımızın en kritik güç mücadelelerinden birinin yaşandığı Nadir Toprak Elementleri (NTE) konusunu ele alıyor. Bir F-35 savaş uçağının üretiminde yüzlerce kilogram NTE kullanılması gibi örneklerle, bu elementlerin modern savunma sanayii ve ileri teknoloji için taşıdığı hayati önem ortaya konuluyor. Yazar, Çin'in NTE üzerinde kurduğu tekeli ve bu tekeli bir jeopolitik silaha nasıl dönüştürdüğünü gözler önüne seriyor. Çalışmada, ABD ve müttefiklerinin bu tekeli kırmak için verdiği mücadelenin detayları aktarılırken, dünyanın Çin'e olan bağımlılıktan kurtulmasının on yıllar alabileceği gerçeğiyle yüzleşilmesi gerektiği anlaşılıyor. Mermer, Çin’in 40-50 yıl öncesine dayanan stratejik planlamasının bugün nasıl küresel bir üstünlüğe dönüştüğünü açıklayarak, nadir toprak elementlerine erişim kadar bu kaynakların yüksek teknoloji ile işlenmesinin de ne kadar hayati bir konumda olduğunu aktarıyor.
Dr. Gloria Shkurti Özdemir, “Jeolojiden Jeopolitiğe: Nadir Toprak Elementleri ve Türkiye'nin Konumu” başlıklı yazısında, Türkiye'yi bu küresel satranç oyununun merkezine taşıyor. Özdemir, Eskişehir-Beylikova sahasında keşfedilen ve dünyanın en büyük ikinci rezervi olarak değerlendirilen NTE kaynaklarının Türkiye'yi nasıl stratejik bir aktör konumuna yükselttiğini tartışıyor. Çalışmada Türkiye'nin sadece bir hammadde ihracatçısı değil, aynı zamanda bu elementleri işleyerek katma değerli ürünlere dönüştüren bir teknoloji üssü olabilmesi için izlemesi gereken yol, HİT30 programı ve Minerals Security Partnership (MSP) gibi girişimler üzerinden değerlendiriliyor. Analiz, Türkiye'nin Batı ile iş birliğini derinleştirirken, aynı zamanda Çin'in teknolojik deneyiminden nasıl faydalanabileceğine dair bir perspektif sunuyor. Özdemir, Türkiye’nin jeopolitik konumunu, rezerv zenginliği ile birleştirerek küresel tedarik zincirlerinde nasıl bir “düğüm noktası” haline gelebileceğini stratejik bir bakış açısıyla ortaya koyuyor.
Prof. Dr. Ahmet Kavas, “Kritik Madenlerin Anavatanı Afrika” başlığıyla küresel rekabetin bir diğer kritik noktasını, yani Afrika kıtasını ele alıyor. Kavas, Afrika kıtasının, yeşil enerji dönüşümünün ve dijital çağın temelini oluşturan kobalt, lityum ve diğer nadir toprak elementleri açısından yeni bir “sessiz servet” merkezi haline geldiğini anlatıyor. Çalışma, kıtanın sahip olduğu mevcut zenginliğin sömürüye mi yoksa kıtanın kalkınmasına mı hizmet edeceği sorusuna, tarihsel bir bakış açısıyla yanıt arıyor. Afrika ülkelerinin ham madde ihracatından, katma değerli üretime geçiş çabalarına ve bu süreçte Türkiye gibi yeni ortaklarla kurdukları iş birliklerinin önemine çalışmada ayrıca değiniliyor. Yazar, kıtanın genç nüfusunun teknik eleman ve mühendis olarak yetişmesinin, Afrika’nın kaynakları üzerindeki kontrolünü güçlendirdiğini ve onu pasif bir izleyici olmaktan çıkardığını belirterek, yeni bir dengenin habercisi olan bu dönüşümü gözler önüne seriyor.
Dr. Nida Günsan, “Yeşil Enerji ve Nadir Toprak Elementleri” başlıklı yazısıyla, “temiz enerji” olarak adlandırılan dönüşümün nispeten az konuşulan yönünü ele alıyor. Günsan, rüzgâr türbinleri ve elektrikli araç pilleri gibi çevre dostu teknolojilerin üretiminin, çevreye zarar veren madencilik süreçlerine dayanması paradoksunu mercek altına alıyor. Bir ton NTE işlemenin 2000 ton zehirli atık üretilmesine neden olması gibi çarpıcı veriler, yeşil enerjinin karanlık yüzünü gösteriyor. Yazı, Türkiye'nin sahip olduğu NTE rezervlerini, sürdürülebilir ve çevreye duyarlı bir şekilde değerlendirerek yeşil dönüşüm stratejileriyle nasıl bütünleştirilebileceğine dair önemli sorulara cevap veriyor. Günsan, “Mavi gezegende yeşili düşünürken yeşilin arkasındaki karanlığı göz ardı etmemeliyiz” uyarısında bulunarak, geri dönüşüm ve döngüsel ekonominin bu paradoksun çözümündeki hayati rolünün altını çiziyor.
Bu sayıda ortaya konulan analizler, nadir toprak elementlerinin küresel sistem üzerindeki dönüştürücü gücünü gözler önüne seriyor. Savunma teknolojilerinden yeşil dönüşüme, dijital altyapılardan enerji güvenliğine kadar uzanan bir yelpazede stratejik önemi giderek artan bu elementler, devletlerin gelecek vizyonlarını doğrudan şekillendiriyor. Türkiye, topraklarında keşfedilen dev rezervlerle bu yeni dönemde sadece bir gözlemci değil, aynı zamanda küresel tedarik zincirlerinde söz sahibi olma potansiyeli taşıyan bir aktör konumuna yükseliyor. Ancak bu potansiyelin gerçeğe dönüşmesi, yalnızca teknolojik yatırımları değil, aynı zamanda çevresel sürdürülebilirlik ve kapsamlı bir sanayi politikasını da içeren bütüncül bir stratejiyi gerektiriyor.
Strateji Türkiye olarak, ekonomik belirsizlikler ve jeopolitik rekabetle dolu bu karmaşık dönemde, geleceği inşa eden jeopolitik şekillenmeye hazırlıklı olmak için Türkiye'nin NTE ve stratejik kaynaklar alanlarındaki konumunun anlaşılmasına katkı sunabilmeyi umuyoruz.
İstifade etmeniz dileğiyle,
Strateji Türkiye Dergisi
Değişen Dünyanın Değişmeyen Ekonomik Limanı: Altın ve Gümüş
Prof. Dr. Tayfur BayatJeolojiden Jeopolitiğe: Nadir Toprak Elementleri ve Türkiye’nin Konumu
Dr. Gloria Shkurti ÖzdemirJeopolitik Rekabette Nadir Elementler
Dr. Cengiz Topel MermerKritik Madenlerin Anavatanı Afrika
Prof. Dr. Ahmet KavasYeşil Enerji ve Nadir Toprak Elementleri
Dr. Nida Günsan