Cover Image

LİDERLER


Strateji ve liderlik, tarihin her safhasında toplumların ve devletlerin kaderine yön veren temel unsurlar arasında yer almış, stratejisi olmayan başarılı bir lider görülmemiştir. Günümüzde ise bu iki kavram, jeopolitik dönüşümlerin hız kazandığı, bölgesel ve küresel dengelerin yeniden tanımlandığı bir ortamda daha da kritik bir önem kazanmıştır. Tam da bu noktada meşhur bir hikâyeyi hatırlamada fayda vardır: Ormanda bir tavşanın peşinden koşar Alice ve yol ikiye ayrılır. Tavşan durur, Alice de durur. Alice tavşana, “hangi yoldan gideyim” diye sorar. “Nereye gideceğini bilmiyorsan hangi yoldan gittiğinin hiçbir önemi yok” der tavşan. Liderlerin de amaç ve hedeflerine nasıl, ne şekilde ve nerede ulaşacaklarına dair belirleyecekleri stratejilerinin olması, mefkuresini kurdukları ve gidilecek yerin işaretidir. 


Strateji Türkiye olarak “Liderler” sayısında, Batı Afrika’dan Güneydoğu Asya’ya uzanan geniş bir coğrafyada nereye gideceğini bilen ve ülkelerinin geleceğine yön veren beş liderin portresini sunuyoruz:  


"Bir Lider Olarak: Recep Tayyip Erdoğan" başlıklı analizde, Türkiye'nin son yirmi yılına damgasını vuran yegane lider Recep Tayyip Erdoğan'ın liderlik anlayışını ve etkileri ele alınmaktadır.


"Enver İbrahim ve İslami Liderliği" başlıklı görüş yazısında, Malezya siyasetinin mümtaz şahsiyetlerinden Enver İbrahim'in İslami liderlik anlayışını ve bölgedeki etkileri ele alınmaktadır.


"Katar'ın Yükselen Yıldızı: Şeyh Temim bin Hamad el-Sani" başlıklı görüş yazısı, Katar'ın uluslararası arenadaki yükselişini ve bu yükselişin ardındaki liderlik vizyonunu incelemektedir.


"İbrahim Traoré: Batı Afrika'daki Jeopolitik Dönüşümün Sembolü" görüş yazısında, Batı Afrika'da yaşanan değişimlerin ve bu değişimlerin ardındaki liderlerin izi sürülmektedir. İbrahim Traoré'nin yükselişi, bölgedeki jeopolitik dengeleri nasıl etkiliyor?


"Ahmed eş-Şara" görüş yazısında, Suriye iç savaşının karmaşık yapısında öne çıkan gruplardan Heyet Tahrir el-Şam'ın (HTŞ) lideriyken İdlip’i küçük bir devlet gibi yöneten ve şimdi yeni Suriye devletinin başkanı olan Ahmed eş-Şara’nın kendisiyle birlikte ülkesinin dönüşümünün gerçekliği tartışılmaktadır.


Tarihsel sürece gelecek perspektifiyle bakıldığında bu liderlerin ülke sınırlarının da ötesine geçen bir vizyona sahip oldukları görülecektir. Liderler sayımızdaki makaleler okunduğunda liderlerin yalnızca bir vizyon sunmadığı, vizyonlarını gerçekleştirmek için gerekli adımları atmakta tereddüt etmedikleri ve dönüşümlerini cesurca yaptıkları görülmektedir. Ahmed eş-Şara örneğinde, Suriye’de Esed rejiminin devrilmesiyle sonuçlanan bir sürecin lideri olarak, savaşçı geçmişinden sivil bir yönetim vizyonuna geçiş yapan bir şahsiyet görüyoruz. Şara’nın radikal yapılarla bağlarını kopararak HTŞ’yi daha pragmatik bir çizgiye taşıması, onun stratejik esnekliğini ve dönüşüm kapasitesini ortaya koyuyor. Emevi Camii’nde halkla buluşması ve şükür secdesine kapanması gibi sembolik eylemler ise, liderliğinin duygusal ve kültürel boyutunu pekiştiriyor.


Benzer şekilde, Burkina Faso’nun genç lideri İbrahim Traoré, Batı Afrika’da sömürge sonrası düzenin sorgulanmasında bir sembol haline gelmiştir. Traoré’nin liderliği, anti-emperyalist bir duruşla birleşerek, ülkesinin ekonomik ve siyasi bağımsızlığını güçlendirme hedefini yansıtıyor. Onun yükselişi, “Fransafrique” düzeninin çöküşünün de habercisi gibi görünmekte.


Öte yandan, Katar’ın yükselen lideri Şeyh Temim bin Hamad El-Sani, küçük bir Körfez ülkesini küresel arabulucu bir aktöre dönüştürme stratejisiyle dikkat çekiyor. Katar’ın enerji kaynaklarını ve medya gücünü (Al Jazeera- El Cezire gibi) kullanarak bölgesel nüfuzunu artırması ve Katar’ı uluslararası arenada etkin kılan spor diplomasisini başarılı bir şekilde kullanması (Dünya Kupası, PSG gibi) Şeyh Temim’in vizyoner liderliğinin bir göstergesidir. 


Malezya Başbakanı Enver İbrahim ise İslami değerleri modern yönetim anlayışıyla harmanlayarak hem yerel hem de uluslararası alanda etkili bir liderlik sergiliyor. En önemli etkisi, belki de en çok eleştirildiği alan Malay etnik kimliği dışında toplumun tüm kesimlerine eşit fırsatlar sunmaya çalıştığı ve İslam’ın adalet anlayışından ilham aldığı Modern Malezya projesidir. 


Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise bu liderler arasında strateji satrancını en uzun soluklu ve karmaşık oynayan usta bir lider. Erdoğan’ın liderliği, Türkiye’yi yalnızca bölgesel değil küresel bir güç haline getirme hedefiyle de şekillenmiş; enerji politikalarından savunma sanayisine, diplomasiden askeri operasyonlara kadar geniş bir yelpazede stratejik hamlelerle desteklenmiştir. Onun liderlik tarzı, pragmatizmle insani duruşu birleştiren bir yaklaşımı yansıtır. Esasında bu yaklaşım ona çok uzaklardan gelen bir miras değil, tam aksi köklerinden gelen bir “Osmanlı Aklı”dır.


Stratejilerin hayata geçirilmesinde güç ve esneklik dengesini sağlayabilmek, liderlerin mevcut şartları doğru okuyabilecek bir yeteneğe sahip olmalarıyla ilgilidir. Bu yetenek kişisel liderliğin toplumsal liderliğe dönüşümünün stratejik seviyesini gösterir. Kimi zaman gömlek değiştirmeyle, kimi zaman askeri üniformanın bırakılmasıyla ve kimi zaman da yola çıkılanlarla ayrışmayı, bu dönüşüm ifade edilebilir. Bu bağlamda, Ahmed eş-Şara’nın HTŞ’yi ilk zamanlardaki birlikte anıldığı yapılardan ayrıştırarak Suriye’de yerel desteği artırmaya yönelik adımları, stratejik bir dönüşümün örneğidir. Şara’nın temsilde batı tarzı giyime geçişi ve sivil yönetim vurgusu, bakanların farklı etnik kökenli liyakatlı şahıslardan seçilmesi uluslararası meşruiyet arayışının bir parçası olarak görülebilir. Şara’nın yol haritasında sunduğu yeni Suriye’nin geniş katılımlı bir temsille yönetimi ve geçici anayasa süreci başarılı bir şekilde yürütülebilirse hem kendisi hem ülkesi için önemli bir başarı sayılacaktır.


İbrahim Traoré’nin stratejisi, daha çok içe dönüktür. Burkina Faso’nun kaynaklarını yabancı sömürüden kurtarma ve ulusal bir kalkınma modeli oluşturma çabası, onun stratejisinin temelini oluşturur. Traoré'nin ilk önceliği ise 2016 yılından beri devam edegelen çatışmalar ve yerinden edilmelerin getirdiği açlığa çözüm olarak başlatılan tarımsal kalkınma modelini ülke geneline yayarak gıda güvenliğini sağlayabilme çalışmaları olmuştur. Bu strateji, kısa vadede riskli olsa da uzun vadede bölgesel bir domino etkisi yapma potansiyeline sahiptir. Bu stratejinin ilk meyveleri, halihazırda görülmeye başlanmıştır. Burkina Faso, yıllık 400.000 ton soğan üretimiyle Afrika’nın 9. büyük üreticisi ve Nijer’den sonra ikinci en büyük ihracatçısı olmuştur.


Şeyh Temim’in stratejisi, diplomatik esneklik ve ekonomik kaldıraç üzerine kuruludur. Bu kaldıracın bir tarafı ise Katar’ın son yıllardaki arabuluculuk çabalardır. Bu çabalar uluslararası diplomaside Katar’ı aranılan bir güç haline getirmiştir. Bu ancak hassas bir denge politikasıyla başarılabilirdi. Örneğin, Katar’ın hem Batı ile hem de İran gibi aktörlerle ilişkilerini sürdürebilmesi, Temim’in liderliğinde stratejik bir denge politikası izlediğini kanıtlar. Temim, yumuşak güç stratejisiyle yeni bir yapılanmaya gittiği aşikâr olan dünya düzeninde Katar’ın küresel konumunu en üst seviyeye ulaştırmayı hedeflemektedir. 


Recep Tayyip Erdoğan’ın stratejisi, Türkiye’nin coğrafi ve tarihsel avantajlarını en yüksek seviyeye getirmeye odaklanır. Mavi Vatan doktrini, Karadeniz’deki enerji keşifler ve Suriye, Libya ve Karabağ’daki askeri operasyonlar, Erdoğan’ın hem savunma hem de enerji alanında proaktif bir strateji izlediğini gösteriyor. Erdoğan’ın liderliği, krizleri fırsata çevirme yeteneğiyle de dikkat çeker. Örneğin Suriye iç savaşındaki rolü, Türkiye’nin bölgesel etkisini artırmıştır. Rusya-Ukrayna savaşında NATO içindeki bağımsız duruşu, onu Batı’yla ilişkilerde “dengeli bir muhalif” kılmış, Türkiye’nin dünya barışını tesis etmede tarafsızlığını sağlamıştır. Bununla birlikte Erdoğan liderliğinin insani boyutu ise Türkiye’yi farklı bir alanda küresel bir aktöre dönüştürmüştür. Bu alanda, Türkiye gayrisafi milli hasılasına oranla en çok insani yardım yapan ülkeler sıralamasında sürekli zirvede yer almaktadır.


Enver İbrahim’in stratejisi ise daha çok ideolojik bir çerçeveye dayanır. Malezya’yı İslam dünyasında bir model ülke haline getirme hedefi, onun hem dini hem de batı tarzı unsurları birleştiren bir yönetim anlayışını yansıtır. Bu strateji, Malezya’nın ASEAN içindeki konumunu güçlendirirken küresel Müslüman topluluklar nezdinde de bir çekim merkezi olmasını sağlamıştır.


Bu liderlerin ortak noktası, zorlu koşullarda ortaya çıkmaları ve mevcut düzeni sorgulayan bir vizyon sunmalarıdır. Şara ve Traoré gibi isimler, kaotik bir ortamda liderliklerini kanıtlamış; Erdoğan ve Temim gibi liderler mevcut sistemi dönüştürerek güçlerini pekiştirmiştir. Enver İbrahim ise uzun bir mücadele sürecinden sonra liderlik koltuğuna oturarak, sabır ve dirençle stratejik bir zafer elde etmiştir.


Farklılıklar ise liderlik tarzlarının ve stratejilerinin bağlamsallığında yatmaktadır. Şara’nın stratejisi hâlâ savaş sonrası yeniden yapılanma aşamasında şekillenirken Traoré’nin yaklaşımı anti-emperyalist bir başkaldırıya dayanıyor ve hassas bir iktidar döneminden geçiyor. Temim’in liderliği ekonomik ve diplomatik nüfuza, Erdoğan’ınki ise jeopolitik ve insani ağırlığa odaklanıyor. Enver İbrahim ise daha çok kültürel ve ideolojik bir liderlik sergiliyor.


Bu liderlerin liderlik ve stratejileri, yalnızca askeri ya da ekonomik güçle sınırlı değil, aynı zamanda halkla bağ kurma, uluslararası algıyı yönetme ve esneklikle de şekillenmiştir. Ahmed eş-Şara, İbrahim Traoré, Recep Tayyip Erdoğan, Şeyh Temim bin Hamad El Sani ve Enver İbrahim gibi liderler, bu dinamikleri farklı bağlamlarda başarıyla uygulayan örneklerdir. Onların hikayeleri, liderliğin sadece bir pozisyon değil, bir vizyon ve bu vizyonu gerçekleştirecek stratejik bir akıl olduğunu kanıtlar. Gelecekte, bu liderlerin mirası hem ülkelerinin hem de bölgelerinin kaderini şekillendirmeye devam edecektir.


Strateji Türkiye olarak, okurlarımıza her zaman olduğu gibi derinlikli analizler ve farklı bakış açıları sunmayı hedefliyoruz. İbrahim Traoré ve Ahmed eş-Şara’yı dışarda tutup bir soruyu temenni olarak siz değerli okurlarımızla paylaşıyoruz: 


Recep Tayyip Erdoğan, Enver İbrahim ve Şeyh Temim’e İslam dünyası umutla bakmaktadır. Bu liderler, bir yandan kendi halklarının taleplerine cevap ararken, diğer yandan küresel sistemde “Müslümanların yaşadıkları zorluklara ses” olma gayreti içindeler. 


Ancak soru şu: Bu ses, parçalanmışlığı aşan bir dayanışmaya dönüşebilecek mi?



İstifade etmeniz dileğiyle,

İsmail Boztemir 


 

Bu Sayıda

Ahmed eş-Şara : İdlib Şehir Devletinden Yeni Suriye Devletine

Zekeriya Say

İbrahim Traoré: Batı Afrika’daki Jeopolitik Dönüşümün Sembolü

Doç. Dr. Mürsel BAYRAM

Enver İbrahim ve İslami Liderliği

Alparslan Onbaşı

Katar’ın Yükselen Yıldızı: Şeyh Temim bin Hamad es-Sani

Ahmed Yusuf BITMEZ

Bir Lider Olarak: Recep Tayyip Erdoğan

Dr. Hakkı ÖCAL