İnsanlığın ortak mirası olan kutup bölgeleri günümüzde tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar küresel gündemin merkezine yerleşmiş durumda. Dünyanın geleceğini şekillendiren bu bölgeler, artık yalnızca buzullar ve ekosistemlerin değil; ayrıca iklim değişikliğinin de en somut ve hızlı tezahür ettiği, aynı zamanda yeni enerji koridorlarının, ticaret rotalarının ve nüfuz mücadelelerinin sahnesi haline gelen jeopolitik bir arenadır. Eriyen her buzul parçası, devletlerin egemenlik arayışları ile küresel iş birliği ihtiyacı arasında giderek belirginleşen bir gerilimi de beraberinde getirmekte ve uluslararası ilişkilerin seyrini derinden etkilemektedir. Dolayısıyla kutupları anlamak, 21. yüzyılın ekonomik, stratejik ve ekolojik dinamiklerini kavramakla eşdeğerdir.
Strateji Türkiye olarak, “Kutuplar” başlıklı bu sayımızda; Grönland’ın jeopolitik açmazlarından Antarktika’nın hukuki statüsüne, Çin’in jeoekonomik hamlelerinden iklim değişikliğinin yıkıcı etkilerine uzanan bu çok katmanlı gerçekliği masaya yatırıyoruz. Bu sayı, buzulların altından çıkan yeni dünya düzenini analiz ederken Türkiye'nin bu süreçteki konumunu değerlendirmek için de bir çerçeve sunuyor.
Dr. Aybüke İnan Şimşek’in “Grönland’da Jeopolitik Denklem” başlıklı yazısı, eriyen buzulların altından çıkan jeopolitik gerilimleri mercek altına almaktadır. Şimşek, Grönland’ın küresel güçlerin nüfuz mücadelesine sahne oluşunu ve bölge halkının kendi bağımsızlığını koruma çabasını inceliyor. ABD’nin Pituffik Üssü üzerinden somutlaşan güvenlik odaklı müdahale girişimlerinin, Çin’in “Kutup İpek Yolu” stratejisiyle sürdürdüğü ekonomik nüfuz arayışından nasıl belirgin biçimde ayrıştığını ortaya koyuyor. Özellikle ABD’nin tarihsel olarak adayı satın alma girişimlerinden güncel yatırım hamlelerine uzanan sürekliliği vurgulayarak, Washington için Grönland’ın stratejik bir varlık olmanın ötesine geçemediğini gözler önüne seriyor. Buna karşılık, Grönland halkının ve siyasetçilerinin bu hamleler karşısında geliştirdiği direnç ve denge politikasına dikkat çekiyor. Şimşek, Grönland’ın yalnızca bir nesne değil, kendi geleceği için mücadele eden bir özne olma çabasını anlatırken, küçük aktörlerin büyük güçler arasındaki manevra kabiliyeti ve imkanlarını da tartışmaya açıyor.
Doç. Dr. Ebru Caymaz’ın “Arktik’te Küresel Rekabet” başlıklı yazısı, konunun daha geniş bir coğrafyadaki yansımalarını ele alarak okura kuramsal bir çerçeve sunuyor. Caymaz, “Arktik”, “Yüksek Kuzey” ve “Kuzey Kutbu” gibi kavramlar arasındaki ayrımları netleştirerek yapılan akademik tartışmalara önemli bir katkı sağlıyor. “Kriyopolitik” kavramını merkeze alan çalışma, eriyen buzulların yalnızca fiziksel bir değişim değil, aynı zamanda yeni bir siyasi rekabet alanının doğuşuna işaret ettiğini savunuyor. Kuzey Deniz Rotası (NSR) ve Kuzeybatı Geçidi gibi yeni ulaşım koridorlarının küresel ticaret dengelerini nasıl yeniden şekillendirebileceğini ortaya koyan Caymaz, bu rotaların potansiyelini ve mevcut kısıtlarını da gerekçeleriyle birlikte değerlendiriyor. Analizin en dikkat çekici yanlarından biri, Türkiye’nin Arktik’e olan ilgisinin tarihsel köklerini ortaya çıkarmasıdır. Caymaz, 1930’lara uzanan bilimsel işbirliklerinden günümüzdeki ticari faaliyetlere kadar uzanan bir perspektifle, Türkiye’nin bölgeye dair “yeni” bir aktör olarak lanse edilmesinin yanıltıcı olduğunu, aksine köklü bir ilişki birikiminin varlığını kanıtlarıyla sunuyor.
Dr. Rabia Kalfaoğlu’nun “Çin’in Arktik’te Jeoekonomik Stratejisi ve Küresel Dengeler” başlıklı yazısı, Çin’in bölgedeki yayılım stratejisini ekonomi-politik bir mercekten inceliyor. Kalfaoğlu, Çin’in kendisini “yakın-Arktik devlet” olarak tanımlamasının ardında yatan stratejik mantığı çözümlerken, Yamal LNG ve Arctic LNG 2 gibi dev enerji projelerindeki rolünü analiz ediyor. Yazar, Ukrayna savaşı sonrasında Batı yaptırımlarına maruz kalan Rusya ile Çin arasındaki işbirliğinin nasıl derinleştiğini ve bu ilişkinin Batı’da yarattığı güvenlik endişelerini ele alıyor. Çin’in, Rusya’ya Batı pazarlarına alternatif bir ekonomik kanal sunarak Moskova’nın yaptırımlar karşısındaki direncini artırdığını öne süren Kalfaoğlu, bu durumun Arktik’teki güç dengesinde nasıl köklü bir değişime yol açtığını ortaya koyuyor. Çin’in stratejisinin, enerji güvenliği, ticaret yollarının çeşitlendirilmesi ve bölgesel yönetişimde söz sahibi olma olmak üzere üç temel sacayağı üzerine inşa edildiğini vurgulayan çalışma, Pekin’in uzun vadeli hedeflerini okurlarına takdim ediyor.
Prof. Dr. Nil Kula ve Havva Okudan Soytürk’ün kaleme aldığı “Antarktika Anlaşmalar Sistemi ve Türkiye’nin Kutuplar Stratejisi” başlıklı analiz çalışması, odağını gezegenin diğer ucuna, Güney Kutbu’na çeviriyor. Yazar, Antarktika’nın benzersiz hukuki statüsünü ve “insanlığın ortak mirası” olma idealini merkeze alıyor. Antarktika Antlaşmalar Sistemi’nin karmaşık yapısını, danışman taraf ve danışman olmayan taraf ayrımını açıklayarak, bu sistemin uluslararası barış ve işbirliği açısından taşıdığı önemi vurguluyor. Türkiye’nin kutuplardaki varlığını kurumsallaştırma çabalarını, TÜBİTAK MAM KARE’nin faaliyetlerinden Ulusal Kutup Bilim Programı’na kadar ele alan çalışmada, Türkiye’nin danışman ülke statüsü kazanma yolunda attığı adımlar değerlendiriliyor. Kula ve Soytürk, Türkiye’nin Antarktika’da kalıcı bir bilimsel üs kurmasının, yalnızca bilim diplomasisi açısından değil, aynı zamanda bu stratejik kıtanın geleceğinde söz sahibi olabilmek açısından da hayati önem taşıdığının altını çiziyor.
Prof. Dr. Ersan Başar’ın “Küresel Isınma ve Kutupların Geleceği” başlıklı görüş yazısı ise, tüm bu jeopolitik ve ekonomik tartışmaların arka planındaki en büyük tehdidi, yani iklim krizini bilimsel veriler ışığında sunuyor. Başar, kutuplarda yaşanan ısınmanın küresel ölçekte ne tür bir zincirleme reaksiyona yol açtığını; Atlantik Meridyen Devinim Dolaşımı’nın (AMOC) yavaşlaması, permafrost çözülmesi, albedo etkisinin azalması ve deniz seviyesinin yükselmesi gibi olgular üzerinden açıklıyor. Yazar, iklim değişikliğinin sadece bir çevre sorunu olmadığını, kutup ayıları ve penguenler gibi ikonik türlerin yaşam alanlarını yok etmenin ötesinde, insanlığın geleceğini doğrudan tehdit eden sistemik bir kriz olduğunu ortaya koyuyor. Arktik’te açılan yeni deniz yollarının, aslında iklim krizini daha da derinleştiren bir kısır döngüyü tetiklediği uyarısında bulunarak, insanlığın kolektif sorumluluğuna ve acilen harekete geçme gerekliliğine vurgu yapıyor.
Bu sayıda, kutupların küresel sistemin temel dinamiklerini yansıtan bir laboratuvar olduğuna işaret edilmektedir. Bu bölgeler, ulus devletlerin enerji güvenliği, askeri strateji ve ekonomik çıkarlar ekseninde sürdürdüğü rekabetin doğrudan bir sahnesidir. Aynı zamanda, bu jeopolitik ve jeoekonomik mücadelenin tetiklediği ekolojik yıkım, insanlığın yüzleşmek zorunda olduğu en büyük varoluşsal tehditlerden birini oluşturmaktadır. Diğer bir yandan, Antarktika Antlaşmalar Sistemi örneğinde olduğu gibi, bu benzersiz coğrafyaları uluslarüstü bir koruma rejimi altına alma ve insanlığın ortak mirası olarak tanımlama çabaları da sürmektedir. Grönland'ın bağımsızlık arayışı, Çin'in yatırım odaklı genişleme stratejisi, Türkiye'nin bilim diplomasisi aracılığıyla sahneye çıkışı ve nihayetinde iklim biliminin sunduğu verilerle yapılan sistematik uyarılar, aynı bütünsel gerçekliğin birbirini tamamlayan parçalarıdır. Sonuç olarak bu sayı, buzulların erimesiyle fiziken ortaya çıkan sonucun yalnızca yeni toprak parçaları ve ticaret rotaları olmadığını göstermektedir. Bu süreç, aynı zamanda, kaynak kullanımı, egemenlik, uluslararası iş birliği ve nihayetinde insanlığın ortak geleceğine dair temel soruları da beraberinde getirmektedir. Bu bağlamda, kutupların geleceği ile küresel toplumun geleceği arasında ayrılmaz bir bağ olduğu ve bu bağın korunmasının müşterek bir çaba gerektirdiği açıktır.
Unutmayalım ki, kutupların geleceği yalnızca bir bölgenin değil, insanlığın ortak meselesidir. Bu coğrafyalar üzerindeki rekabet ne kadar şiddetli olursa olsun, nihai çözüm uluslararası iş birliği, bilimsel diplomasi ve sürdürülebilir politikalar etrafında şekillenecektir. Bu sayımızın, Türkiye’nin kutup bölgelerindeki bilimsel ve stratejik varlığını güçlendirme yolunda atacağı adımlara ve küresel diyaloga bir katkı sunmasını temenni ediyoruz.
İstifade etmeniz dileğiyle,
Strateji Türkiye Dergisi
ARKTİK’TE KÜRESEL REKABET
Doç. Dr. Ebru CaymazGrönland’da Jeopolitik Denklem
Dr. Aybüke İnan ŞimşekÇin’in Arktik’te Jeoekonomik Stratejisi ve Küresel Dengeler
Dr. Rabia KalfaoğluKüresel Isınma ve Kutupların Geleceği
Prof. Dr. Ersan BaşarANTARKTİKA ANLAŞMALAR SİSTEMİ VE TÜRKİYE’NİN KUTUPLAR STRATEJİSİ
Prof. Dr. Nil Kula | Havva Okudan Soytürk