6 Şubat 2023 depreminde kelimelerin anlamını yitirdiği, tarifsiz acıların yaşandığı ve dünya tarihinin gördüğü en büyük doğal afetle yüzleşen Türkiye’nin hem ekonomisi hem de politik stratejileri derinden etkilendi. Geçen süre zarfında Türkiye, ulusal dayanıklılık ve uluslararası iş birliği kavramları üzerinden stratejik hedeflerine ulaşılabilmek için kısa ve uzun vadeli planlarını yeniden şekillendirdi. Sadece bunun bile başarılması, son çeyrek asırda oluşturulan çok katmanlı stratejilerin Türkiye’yi geleneksel sınırlarının ötesine taşıdığının açık bir ispatı olarak görülmelidir. Stratejik konumu ve 500 yılı aşkın hariciye mirasından gelen tarzıyla dış politikasında benimsediği “adil ve milli çok boyutlu yaklaşım”ı Türkiye’nin sadece bölgesel değil; doğal bir küresel aktör olduğunu da göstermektedir. Bugün Türkiye, “Türkiye Yüzyılı Vizyonu” çerçevesinde Balkanlar’dan Kafkaslar’a, Doğu Akdeniz’den Kuzey Afrika ve Afrika Boynuzu’na, hatta Güney Asya’ya uzanan geniş bir coğrafyada hem bölgesel istikrarın teminatı hem de küresel vicdanın hür sesi olmuştur.
Strateji Türkiye, ikinci sayısında Türkiye’nin çok katmanlı stratejisinin izdüşümlerini 5 farklı cephede ele alıyor: Afrika Boynuzu, Batı Balkanlar, Kuzey Afrika (Garp Ocakları), Güney Kafkasya ve Güney Asya (Hint Alt Kıtası). Bu stratejinin politikaları; siyasi istikrarın korunması, ekonomik entegrasyonun derinleştirilmesi ve güvenlik odaklı iş birliklerinin güçlendirilmesi gibi temel prensipler üzerine inşa edilmektedir. Balkanlar’da tarihî ve kültürel bağlarını yeniden canlandıran Türkiye, aynı zamanda Kafkasya’da enerji koridorları ve çatışma diplomasisiyle bölgesel barışa katkı sunmakta, Doğu Akdeniz’de ise deniz yetki alanlarının korunması ve enerji kaynaklarının adil paylaşımı için aktif bir mücadele yürütmektedir. Kuzey Afrika ve Afrika Boynuzu’nda savunma sanayii yatırımları, insani yardımlar ve altyapı projeleriyle hem stratejik ortaklıklar geliştirmekte hem de küresel rakiplerine karşı kararlı bir güç olarak konumlanmaktadır. Güney Asya’ya uzanan adımlar ise Türkiye’nin tarihi, kültürel ve dini bağları olan medeniyetlerle arasındaki ilişkileri canlı ve sıcak tutmasıyla ekonomik ve siyasi iş birliklerine güvenilir bir yol açma arayışının yansımasıdır.
Ancak bu geniş perspektif, beraberinde zorlu meydan okumaları da getirmektedir. Tek merkezli dünyadan çok merkezli dünyaya kayma, bölgesel çatışmalar, uluslararası rekabet, enerji kaynakları üzerindeki hegemonya mücadeleleri ve terörle mücadele gibi dinamikler, Türkiye’nin politik planlarını şekillendirirken dengeli ve esnek bir diplomasi gerektirmektedir. Nitekim Afrika Boynuzu'nda artan küresel güç mücadelesi, Doğu Akdeniz’deki gerilimler veya Balkanlar ve Kafkasya’da donmuş çatışmaların yeniden alevlenme riski, Türkiye’nin hem askerî hem de ekonomik kapasitesini, dolaysıyla da diplomatik kapasitesini sınayan unsurlar olarak öne çıkmaktadır.
“Türkiye'nin Kuzey Afrika ve Doğu Akdeniz Politikası” başlıklı analizde, Türkiye’nin tarihsel ve kültürel bağlarını modern jeopolitik gerçekliklerle harmanlayarak uyguladığı stratejik yaklaşımlar dikkat çekmektedir. Enerji kaynaklarına erişim, deniz güvenliği ve bölgesel iş birliği gibi konular, bu cephedeki politikanın temel taşlarını oluştururken, bölgedeki rekabet ortamı içinde Türkiye’nin etkin bir güç unsuru olma çabası vurgulanmaktadır.
“An Analysis of Turkiyes Role in the Balkans” başlıklı görüş yazısında, tarihi bağlar, siyasal istikrar ve barışın korunması gibi konuların altı çizilmektedir. Bu görüş; akrabalık, coğrafi yakınlık ve kültürel mirasın etkisiyle şekillenen politikaların somut örneklerini sunmakta, Türkiye’nin bu alanlarda hem geçmişle hem de gelecekle kurduğu köprüleri gözler önüne sermektedir.
“Afrika Boynuzu Cephesi: Türkiye Yüzyılı’nın Büyük Meydan Okuması” başlıklı analiz, Türkiye’nin bu stratejik bölgedeki ekonomik, siyasi ve güvenlik odaklı hamlelerini öne çıkarmaktadır. Bölgenin sunduğu potansiyel fırsatlar ve mevcut zorluklar, Türkiye’nin buradaki diplomatik ve yatırım politikalarının ne kadar iddialı ve uzun vadeli olduğunu göstermektedir.
“Türkiye'nin Güney Kafkasya Politikası” görüş yazısında, Rusya, Avrupa, ABD ve Çin’e rağmen Güney Kafkasya’da atılan adımların hangi amaçlar uğruna atıldığını stratejik bir bakış açısıyla ele alınmaktadır.
“Türkiye Diplomasisinin Hint Alt Kıtası’na (Güney Asya) İz Düşümü” başlıklı görüş yazısı ise Türkiye’nin nasıl ve ne şekilde Asya’nın güneyinde etkin bir aktör gibi hareket ettiğini ele almaktadır.
“Türkiye Yüzyılı” vizyonunu gerçekleştirmek için atılan adımlar, yalnızca bölgesel değil küresel ölçekte bir tesir taşımaktadır. Öyle ki son yıllarda veto mekanizması nedeniyle işlevsiz bir hale gelen BM sistemi, Türkiye’nin kitlesel güçler kapsamında mültecilere desteği, dünya geneli iyilik hareketleri ve arabulucuk misyonları sayesinde ayakta durmaktadır. Ancak stratejik süreçler uzun ve gittikçe incelen bir yola benzer. Bu yolu tamamlayabilmek stratejik öngörü, çok taraflı iş birlikleri ve kırılgan dengelerin yönetimiyle mümkün olacaktır. İşte ikinci sayımız “CEPHELER”, Türkiye’nin jeopolitik hamlelerini anlamak için, içinde bulunduğu cephelerin her birinde nasıl bir “adil ve dengeli güç” olarak konumlandığını ve bu konumlanışın Türkiye’yi nasıl bir “Küresel Aktör”e dönüştürdüğünü ortaya koymaktadır.
İstifade etmeniz dileğiyle,
İsmail Boztemir
Türkiye'nin Güney Kafkasya Politikası
Doç. Dr. Ahmet Hüsrev ÇELİKTürkiye Diplomasisinin Hint Alt Kıtası’na ( Güney Asya) İz Düşümü
Cemal DEMİRAn Analysis of Turkiye's Role in the Balkans
Prof. Dr. Mevludin IBISHAfrika Boynuzu Cephesi: Türkiye Yüzyılı’nın Büyük Meydan Okuması
Doç. Dr. Murat YİĞİTTürkiye'nin Kuzey Afrika ve Doğu Akdeniz Politikası
Prof. Dr. Ramazan ERDAĞ