Modern savaş doktrinleri uzun süre beş operasyonel alan üzerine kurulmuştur: kara, deniz, hava, uzay ve siber uzay. Bu alanların hepsinde ortak bir varsayım vardır. Hedef fiziksel, tehdit görünür ve savunma ölçülebilir bir sınırın korunmasıyla sağlanmaktadır. Yapay zekânın olgunlaştığı son birkaç yıl bu varsayımı sessizce çürütmüştür. Artık çatışmanın belirleyici zemini, bir harita üzerindeki nokta değil; bir toplumun neye inandığı, neyi gerçek sandığı ve hangi bilgiye sorgusuzca güvendiğidir.
NATO Bilim ve Teknoloji Örgütü’nün Aralık 2025’te yayımladığı Baş Bilim İnsanı Raporu, çağdaş çatışmanın giderek davranış merkezli hâle geldiğini ve belirleyici faktörün artık çoğu zaman fiziki coğrafya değil, bilişsel alan olduğunu açıkça tespit etmektedir.1 Rapora göre bilişsel harp, silahlı çatışma eşiğinin altında işlemekte; eğitimi, medyayı, teknoloji platformlarını ve kurumlara duyulan kamusal güveni hedef almaktadır.2 Burada kritik bir ayrım vardır. Klasik siber saldırı bir sunucuyu, bir ağı ya da bir veriyi hedeflerken bilişsel saldırı doğrudan karar veren insanı hedeflemektedir. Saldırının başarısı, hedefin saldırıya uğradığını fark etmemesinde yatmaktadır. Bu nedenle, yapay zekâ çağında bilişsel harp tartışmasını kavramsal ve stratejik bir çerçevede değerlendirmek büyük bir önem arz etmekte ve bu çalışmanın temel amacını oluşturmaktadır.
Altıncı Alanın Doğuşu ve Doktrinel Belirsizlik
Stratejik literatüre henüz dahil olan olguları anlamlandırmanın yolu, onları betimlerken referans aldığımız kavramsal çerçevenin sınırlarını doğru çizmekten geçer. Nitekim doğru tanımlanmamış bir zemin, analizleri dayanıksız yorumlara açık hale getirir. Bu sebeple, konuya giriş yapmadan önce ilk olarak çalışmanın kavramsal haritasını netleştirmek gerekmektedir. Bu çalışmada “bilişsel alan”, karar, algı ve kanaat süreçlerinin hedeflendiği etki düzeyini; “insan alanı” ise bunun daha geniş toplumsal ve kurumsal bağlamını ifade etmek üzere kullanılmaktadır. Özellikle son dönemlerde bilişsel alanın “altıncı alan” olarak anılması yaygınlaşsa da, bu tanımın henüz resmî bir mutabakata dönüşmediğini de belirtmekte yarar vardır. NATO bünyesindeki tartışmalar, kavramın kapsamının dar anlamda bir “bilişsel alan” mı yoksa daha geniş bir “insan alanı” mı olması gerektiği üzerine hâlâ devam etmektedir.3 Bu belirsizlik bir zayıflık değil, alanın yeniliğinin ve disiplinler arası karmaşıklığının doğal bir sonucudur. Yine de yönelim açıktır. Fransız analist François du Cluzel’in 2021 tarihli kurucu çalışmasından bu yana, bilişsel harbin kalıcı bir mücadele biçimi olduğu kabul görmektedir; çünkü bu tür bir çatışmanın bir barış antlaşması ya da teslimiyetle sona ermesi mümkün değildir.4
Bu alana yatırım yapan tek aktör NATO değildir. Nitekim Çin Halk Kurtuluş Ordusu’nun benimsediği zihinsel üstünlük yaklaşımı ve Rusya’nın yıllardır olgunlaştırdığı hibrit etki operasyonlar, bilişsel harbin bir Batı kavramı olmadığını, aksine küresel bir rekabet sahası olduğunu göstermektedir.
Bu üç yaklaşımı tek bir doktrine indirgemek hatalı olur. Ortak olan nokta, hepsinin de algıyı stratejik bir hedef olarak görmesi ve yapay zekâyı bu hedefe ulaşmanın ölçeklenebilir bir aracı olarak konumlandırmasıdır.
Bilginin Silahlaştırılması
Bilişsel harbin merkezinde bilginin silahlaştırılması kavramı yer alır. Buradaki tehdit yalnızca gerçek dışı bilgi üretmekle sınırlı değildir. Asıl mesele, algoritmaların insan bilişindeki yapısal zaafları, yani önyargıları, korkuları ve yankı odalarını sistematik biçimde optimize edebilmesidir. Üretken yapay zekâ, bu istismarı endüstriyel ölçeğe taşımıştır.
Bir zamanlar koordineli ekipler, bütçeler ve ileri düzenleme araçları gerektiren etki operasyonları, bugün akıllı telefonu olan tek bir kişi tarafından yürütülebilir hâle gelmiştir.5
2024 ve 2025 seçim döngüsü, bu dönüşümün farklı ülkelerde nasıl somutlaştığını gösteren güncel örnekler sunmuştur. İrlanda’nın 2025 cumhurbaşkanlığı seçiminde, seçimi kazanan adayın adaylıktan çekildiğini gösteren ve ulusal yayıncıların bu haberi “doğruladığı” sahte görüntüler içeren bir deepfake video, oylamadan günler önce dolaşıma sokulmuştur.6 Hollanda’da siyasi rakipleri hedef alan yaklaşık dört yüz yapay zekâ üretimi olan sentetik görsel kullanılmıştır.7 2026 itibarıyla deepfake teknolojisi, önceki dönemlerde ele veren teknik kusurlarını büyük ölçüde aşmış ve sıradan kullanıcılar için erişilebilir hâle gelmiştir.8
Tehdidin boyutu yalnızca üretilen içerikle sınırlı değildir. Yapay zekâ destekli etki kampanyaları artık doğrudan insanları değil, sohbet robotlarını eğiten veri kaynaklarını da hedef almaktadır. Avustralya’nın Mayıs 2025 federal seçimi öncesinde Rusya bağlantılı bir etki ağı, binlerce yanıltıcı haberi öncelikle arama motoru tarayıcılarını cezbedecek biçimde yayımlamıştır. Bu faaliyetin gerçekleştirilmesindeki amaç ise yapay zekâ sohbet robotlarının beslendiği veriyi bozarak bu araçların ürettiği yanıtları manipüle etmekti.9
Bu, dezenformasyonun yeni bir katmanıdır. Hedef, bireyin bir an için kandırılması değil, toplumun bilgiye eriştiği altyapının uzun vadede zehirlenmesidir.
Gerçekliğin Aşınması ve Derin Şüphe
Daha derin bir etki, tekil bir yalanın benimsenmesinden çok, doğrulanabilir bilginin kendisine yönelik güvenin aşınmasında ortaya çıkmaktadır. Uzmanlar bu duruma “derin şüphe” adını vermektedir; yani sentetik içeriğin yaygınlaşmasının, insanların gördükleri ve duydukları her şeye, hatta gerçeğin kendisine bile güvenini aşındırması.10
Bir deepfake’in var olabileceğini bilmek bile gerçek bir görüntünün inandırıcılığını zayıflatmaya yetebilir. Ulusal güvenlik açısından asıl tehdit budur. Bir toplum, ortak bir gerçeklik zemininde uzlaşamadığında, kriz anlarında ortak hareket etme kapasitesini de kaybeder. Bir doğal afet, bir finansal panik ya da bir askeri operasyon anında tetiklenecek bir dezenformasyon dalgası, toplumsal fay hatlarını derinleştirerek devletin tepki verme yeteneğini felç edebilir.
Türkiye’nin Yapısal Konumu
Son dönemde açıklanan politika belgeleri ve kurumsal girişimler, Türkiye’de bilişsel güvenlik ve dijital egemenlik tartışmalarının daha görünür hâle geldiğine işaret etmektedir. Bu tehdit ortamı, Türkiye için soyut değildir. Genç ve yoğun biçimde dijitalleşmiş bir nüfus, yüksek sosyal medya kullanım oranları ve canlı bir siyasi gündem hem bir dinamizm kaynağı hem de bilişsel operasyonlar için geniş bir yüzey alanı sunar.11 Bu yüzey, doğru bir savunma mimarisiyle kırılganlıktan bir dayanıklılık unsuruna dönüştürülebilir.12
Türkiye’nin elindeki en stratejik kozlardan biri, kendi büyük dil modelini üretme yönündeki kararlılığıdır.
Büyük dil modelleri yalnızca metin üreten araçlar değildir; bir toplumun dilini, kültürel kodlarını ve dünyayı algılama biçimini de şekillendiren kültürel aktörlerdir. Bu nedenle kendi modelini üretemeyen bir devletin bilişsel egemenliğini başka aktörlerin altyapısına emanet etmesi kaçınılmaz olur. Bu gelişmeler, Türkiye’de büyük dil modeli kapasitesi ile bilişsel egemenlik arasındaki ilişkinin politika düzeyinde daha açık biçimde kurulduğunu göstermektedir. Yakın dönemde açıklanan ulusal yapay zekâ yol haritası, Türkçe büyük dil modeli çalışmalarını dijital egemenliği güçlendirme hedefiyle ilişkilendirmekte; TÜBİTAK’ın geliştirdiği yerli model Bilge, T3 Vakfı ile Baykar iş birliğindeki model ve HAVELSAN bünyesindeki dil modeli bu yöndeki somut adımlar olarak öne çıkmaktadır.13 Aynı çerçevede, seksen bir ilde yürütülmesi planlanan yapay zekâ okuryazarlığı atölyeleri ve milyonlarca vatandaşa ulaşması hedeflenen eğitim programı, bilişsel savunmanın en temel katmanını, yani toplumsal farkındalığı doğrudan ilgilendirmektedir.14
Stratejik Etkiler
Bu değerlendirmeden çıkan ilk stratejik sonuç, bilişsel güvenliğin artık yalnızca bir istihbarat ya da iletişim meselesi olmadığıdır. Sivil ve askeri kapasitelerin entegre edildiği yeni bir savunma doktrini gereklidir. Medya okuryazarlığı, algoritmik doğrulama sistemleri ve hızlı müdahale mekanizmaları geleneksel savunma yatırımlarıyla aynı ciddiyetle ele alınmalıdır. NATO’nun tespit-atfetme-müdahale döngüsünün bilişsel tehditler karşısında yetersiz kaldığı, çünkü saldırının çoğu zaman görünmez olduğu ve hedefin saldırıya uğradığını bilmediği yönündeki değerlendirmesi burada belirleyicidir.15
İttifakın önerdiği yön, savunmayı yukarı taşımak, yani toplumsal tutarlılığı herhangi bir bileşeni tehlikeye girmeden önce korumaktır. NATO bu duruşu “bilişsel dayanıklılık” olarak adlandırmaktadır. İkinci sonuç, savunmanın tek başına yeterli olmadığıdır. Yalnızca gelen tehditleri savuşturmaya odaklanan bir yaklaşım, sürekli geride kalmaya mahkûmdur. Bu nedenle proaktif bir anlatı üstünlüğü boyutu zorunludur. Anlatı üstünlüğü, dezenformasyon üretmek anlamına gelmez; kendi gerçeklik çerçevesini, kendi değerlerini ve kendi stratejik anlatısını ikna edici ve tutarlı bir biçimde kurabilme kapasitesidir. Mevcut kurumsal kapasite ve politika yönelimi, Türkiye’nin bu alanda yalnızca savunmacı bir konumla sınırlı kalmayabileceğini düşündürmektedir.
Riskler ve Fırsatlar
Bilişsel operasyonlara karşı koordinasyonsuz bir savunma, kurumlar arası boşluklar oluşturur ve bu boşluklar tam da saldırganların hedef aldığı kırılma noktalarıdır. Kendi dil ve doğrulama altyapısını kuramayan bir devlet hem teknolojik hem de bilişsel bağımlılığa sürüklenir. Aşırı tepki riski de göz ardı edilmemelidir. Bilişsel güvenlik adına kurulan denetim mekanizmalarının ifade özgürlüğünü ve meşru kamusal tartışmayı baskılaması, savunulmaya çalışılan demokratik dokuyu bizzat zedeleyebilir. NATO doktrini üzerine yürütülen bazı eleştirel tartışmalar, tam da bu noktaya, yani iç siyasi muhalefetin dış manipülasyonun bir göstergesi sayılması tehlikesine dikkat çekmektedir.16
Sağlıklı bir doktrin bu iki ucu dengelemek zorundadır. Fırsatlar da en az riskler kadar somuttur. Erken hareket eden ülkeler, henüz olgunlaşmamış bu alanda standartları belirleyen aktörler arasında yer alabilir. Türkiye’nin bölgesel platformlar ve Türk dilleri için ortak bir büyük dil modeli geliştirme hedefi, yalnızca teknolojik değil, kültürel bir egemenlik alanı da açmaktadır. Genç nüfus, doğru yatırımla bir kırılganlık kaynağı olmaktan çıkıp dijital dayanıklılığın taşıyıcısı hâline gelebilir.
Deepfake ve sentetik içerik tehdidinin gerçekliği tartışmasız olsa da bu teknolojilerin seçim sonuçları üzerindeki ölçülebilir etkisine ilişkin kanıtlar belirsizlik arz etmektedir. Nitekim bazı araştırmalar, 2024 döngüsünde düşük teknolojili “ucuz sahteciliğin” yapay zekâ üretimi bir içerikten çok daha sık kullanıldığını ortaya koymuştur.17 Bu bulgu tehdidi küçümsemek için değil, doğru hedeflemek için önemlidir. Kaynakların yalnızca en güncel teknolojiye değil, dezenformasyonun fiilen yayıldığı kanallara da yönlendirilmesi gerekmektedir.
Gelecek Senaryoları
Aşağıda yer alan üç senaryo, mevcut eğilimlerden hareketle olası politika yönelimlerini tartışmaya açan analitik bir çerçeve sunmaktadır. İlk senaryoda Türkiye savunmayı dağınık ve tepkisel bir biçimde sürdürür. Kurumlar arası koordinasyon zayıf kalır, dil ve doğrulama altyapısı dışa bağımlı olur ve her yeni bilişsel saldırı dalgası ayrı ayrı göğüslenir. Bu yörüngede ülke kendi bilişsel alanında giderek savunmaya çekilir.
İkinci senaryoda Türkiye güçlü bir savunma mimarisi kurar, ancak anlatı üstünlüğü boyutunu göz ardı eder. Bu durumda tehditler büyük ölçüde savuşturulur; fakat ülke, kendi stratejik anlatısını küresel ölçekte kuramadığı için inisiyatifi başka aktörlere bırakır. Güvenli ama edilgen bir konum ortaya çıkar.
Üçüncü senaryoda ise savunma ve anlatı üstünlüğü birlikte geliştirilir. Yerli büyük dil modelleri, yaygın yapay zekâ okuryazarlık programları, sivil-askeri entegrasyona dayalı bir bilişsel güvenlik doktrini ve özgürlükleri koruyan bir denge bir arada kurulur. Bu yörüngede Türkiye, kendi bilişsel güvenlik kapasitesini güçlendirmenin ötesinde, bölgesel düzeyde norm ve uygulama tartışmalarında daha görünür bir aktör hâline gelebilir.
Sonuç
Bilişsel alanın görünürlüğünün düşük olması, onun stratejik önemini azaltmamakta; aksine, tespit ve müdahale güçlükleri nedeniyle güvenlik planlamasında daha dikkatli ele alınmasını gerektirmektedir. Yapay zekâ destekli bilgi ekosistemi, güvenlik tartışmalarında bilişsel boyutu daha merkezi bir konuma taşımaktadır. Türkiye açısından temel mesele, bu alana dâhil olup olmamak değil, bu alanı hangi kurumsal kapasite, hangi demokratik denge ve hangi stratejik öncelikler çerçevesinde ele alacağıdır. Bu nedenle bilişsel dayanıklılık, yalnızca teknik bir savunma meselesi olarak değil, toplumsal güven ve kurumsal kapasite sorunu olarak da değerlendirilmelidir.
Referanslar
1- NATO Bilim ve Teknoloji Örgütü, Cognitive Warfare: NATO Chief Scientist Research Report (Brussels: NATO STO, 2025).
2- Bryan Wells, NATO Chief Scientist Research Report on Cognitive Warfare (Aralık 2025), sto.nato.int.
3- Hervé Le Guyader, “Cognitive Domain: A Sixth Domain of Operations,” Cognitive Warfare: The Future of Cognitive Dominance (NATO ACT, 2022). Alanın kapsamına ilişkin tartışma için ayrıca bkz. Frontiers in Big Data, 2024.
4- François du Cluzel, Cognitive Warfare: A Battle for the Brain (NATO Innovation Hub, 2021).
5- Centre for Emerging Technology and Security (CETaS), From Deepfake Scams to Poisoned Chatbots: AI and Election Security in 2025 (Alan Turing Institute, Kasım 2025).
6- World Economic Forum, “How Cognitive Manipulation and AI Will Shape Disinformation in 2026,” weforum.org (Mart 2026).
7- World Economic Forum. (2026).
8- World Economic Forum. (2026).
9- CETaS, a.g.e. (2025); ayrıca NewsGuard ve Alan Turing Institute değerlendirmeleri.
10- Avrupa Parlamentosu Araştırma Servisi (EPRS), Information Manipulation in the Age of Generative Artificial Intelligence (Brussels: EPRS, 2025).
11- Arpacı vd., “Cybersecurity Awareness Scale (CSAS) for Social Media Users. https://doi.org/10.1177/02666669251336562.
12- Arpacı vd., “Development and Cross-Cultural Validation of the Cybersecurity Resilience Scale (CSRS). https://doi.org/10.1016/j.cose.2026.104904.
13- T.C. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, “Cumhurbaşkanı Erdoğan Türkiye Yapay Zekâ Eylem Planı’nı Açıkladı,” iletisim.gov.tr (2026).
14- Türkiye Yapay Zeka İnisiyatifi, “Türkiye Yapay Zeka Eylem Planı Açıklandı,” turkiye.ai (2026).
15- CCDCOE değerlendirmesi için bkz. “Invisible by Design: NATO’s 2026 Cognitive Warfare Paper,” ComplexDiscovery (2026); NATO STO, a.g.e. (2025).
16- NATO bilişsel harp çerçevesine yönelik eleştirel okumaların bir örneği için bkz. The Defence Horizon Journal, “Defining Cognitive Warfare: Maximalist versus Minimalist Approaches” (2025).
17- Centre for International Governance Innovation (CIGI), “Then and Now: How Does AI Electoral Interference Compare in 2025?” (2025); “cheap fakes” bulgusu için bkz. State of Surveillance (2026).