Dünya 21. yüzyılın ilk on yılında bazı minerallerin teknolojik üretimde vazgeçilemez değer taşıdığını idrak ederken Çin’in bu sektörde tekelleştiğini de fark etmiştir. Çin 2008 yılından itibaren çağımızın stratejik hammadde kaynağı Nadir Toprak Elementleri (NTE) üretiminde tekel hâline gelmiş ve ilerleyen dönemde NTE kozunu küresel siyasette baskı aracı olarak kullanmaya başlamıştır. ABD ve diğer ülkeler, Çin’e bağımlılıktan kurtulmaya çalışırken NTE üretiminde yeterliliğe ulaşmak için asgari 20 yıllık bir sürecin gerektiği gerçeğiyle yüzleşmiştir.
Kritik Minerallerin Günümüz Teknolojisindeki Yeri
Günümüzde NTE kullanmadan teknolojik araçları üretmek mümkün değildir. Aşırı sıcaklığa, aşınmaya, korozyona karşı dayanıklı parçaların üretimi, metalurji, teknolojik cam (optik) ve teknolojik seramik üretimi, petrokimya sanayisi, nükleer teknoloji, elektrik-elektronik teknolojisi, kriyojenik soğutma (füze ve uzay teknolojisinde gerekli), güneş enerjisi panelleri, rüzgâr türbinleri, elektrikli otomobiller, füze ve ileri teknoloji gerektiren silah sistemleri ile savunma araçları, mücevher işleme teknolojisi gibi birçok alanda üretim, bu elementlerin kullanıldığı araçlar olmadan sağlanamaz.
Dünyada 160'tan fazla mineral bu elementleri içerir ancak işlenebilirlik oranı çok düşüktür. NTE üretiminin çoğunluğu bastnazit, monazit ve ksenotim olmak üzere başlıca üç mineralden sağlanır. Bu temel mineraller haricinde mıknatıslar, flüoresan lambalar, katalizörler ve şarj edilebilir piller de NTE içeren ikincil değerde kaynaklardır. NTE’de genelde toryum ve uranyum gibi radyoaktif elementler de yer alır ve NTE damıtılma sürecinde radyoaktif riskin yanında atık sorunu ortaya çıkar. Nikel, bakır, kobalt, platin ve lityum gibi madenler NTE değildir. Ancak bu madenler teknolojik üretimde NTE ile birlikte kullanıldığı için kritik mineral olarak değerlendirilir.
NTE tanımındaki “nadir” sözcüğü bu elementlerin dünyamızdaki mevcudiyetinin azlığından kaynaklanmaz. Bu tanımdaki asıl neden; tabiatta bileşik hâlde bulunan bu elementlerin elde edilmesindeki teknik zorluk ve yüksek maliyet ile bu maddeleri üretme ve damıtma yeterliliğine ulaşan ülke sayısının azlığıdır. Bu elementlerin damıtılmasındaki teknolojinin çevreye karşı oldukça yoğun olumsuz yansıması vardır ve Batı ülkelerinde çevre örgütleri yönetimler üzerinde ciddi baskı uygulamaktadır. Bir ton NTE üretiminde yaklaşık 60.000 m3 (zehirli) atık gaz, 200 m3 (asitli) atık su ve bir tonun üzerinde radyoaktif atık ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle önemli rezervleri olan Grönland’da NTE üretimi durdurulmuştur.
NTE Üretiminde Çin’in Tekelleşmesi
Mevcudiyeti 18. yüzyıl sonlarından beri bilinen NTE’nin üretimdeki payı, 1960’lı yılların ortalarında renkli televizyonlarda kullanılmaya başlamasıyla birlikte artmıştır. Renkli televizyon öncesinde, önemli NTE üreticileri Brezilya, Hindistan ve Güney Afrika iken renkli televizyonla birlikte ABD ana üretici konumuna yükselmiştir. Çin, 1985’te bu sektöre girmiş ve 1995’te dünyada söz sahibi olmaya başlamıştır. Çin’in 1990’larda düşük maliyetli NTE üretimini artırması, ABD gibi kapitalist ülkelerdeki bazı maden şirketlerinin rekabette zorlanmasına ve sonrasında da kapanmasına neden olmuştur. Çin’in NTE alanındaki ilerlemesi sadece zengin rezervlere sahip olmasından kaynaklanmamıştır. Çin, rezerve sahip ülkelerden hammadde satın alıp ülkesinde işleyerek tekelleşmeyi başarmıştır.
Çin’in bu konudaki başarısı 40-50 yıl önce yapılan stratejik planlamanın sonucudur. Çin, NTE kaynakları bulunmasını ve bulunan rezervler ile diğer ülkelerden satın alınan mineralleri damıtmayı düzenleyen entegre bir sistem kurarak maliyetleri düşürmeyi başarmıştır. Bu avantaj ile rakip ülke firmalarını yavaş yavaş devreden çıkarmış ve dünyanın NTE üretim merkezine dönüşmüştür. Çin stratejik aklı, bu stratejiyi ilmek ilmek örerek ve Batı’nın liberal mantığının para kazanma hırsından kaynaklanan zaafını kullanarak bugünkü başarıya imza atmıştır. Örneğin ABD’nin temel NTE üretim merkezi olan Kaliforniya Eyaleti’ndeki “Mountain Pass Madeni” 2002’de kapanmıştır. ABD liberal sistemi, NTE’nin işlenmesinin çevreye verdiği zarar ve düşük fiyat avantajı nedeniyle NTE’yi Çin’den almayı daha cazip görmüştür. Çin ise bu alanda tekelleşmeyi sağladıktan sonra NTE sektörünün çevreye verdiği zararı azaltma yoluna gitmiştir.
Çin bu uzun vadeli stratejisi neticesinde, yeni yüzyılın ilk on yılında dünyanın en önemli NTE üreticisi olmayı başarmıştır. Çin’in iç Moğolistan’daki yatakları dünyanın en büyük rezervi olarak kabul edilir. Çin, üretiminin yüzde yetmişini buradan karşılamaktadır. Şantung ve Siçuan’da da önemli NTE rezervleri bulunur. NTE üretiminde Çin’den sonra Brezilya, Rusya Federasyonu, ABD, Hindistan, Avustralya, Malezya, Vietnam, Güney Afrika ve Kanada gelir. Türkiye’de Eskişehir-Beylikova ve Burdur-Çanaklı yörelerinde NTE rezervleri mevcuttur. Kızılcaören-Eskişehir’deki bastnasit-fluorit-barit rezervi ile Malatya-Kuluncak bölgesi önemli kaynak merkezleridir. Sivas ve Burdur'da da NTE yatakları tespit edilmiştir.
Dünyanın Çin Tekeli ile Yüzleşmesi, Çözüm Arayışları ve Küresel Rekabet
Dünya Çin’in bu alanda tekelleştiğini, 2010’da Japonya’ya karşı uyguladığı bir ambargo sonrasında fark etmiştir. İki ülke arasındaki Senkaku Adacıkları anlaşmazlığı nedeniyle çıkan bir kriz sonrasında Çin, iki aylık bir NTE ambargosu uygulayarak Japonya’ya geri adım attırmıştır. Çin’in NTE kozunu siyasi baskı aracı olarak kullanması sonrasında dünya NTE’de Çin’e bağımlı olduğunu anlamıştır. Bu kriz alarm zillerini çaldırıp çözüm arayışlarını artırmış, ancak dünya Çin tekelini kırabilmek için asgari 20 yıllık bir süreye ihtiyaç olduğunu görüp bir kez daha sarsılmıştır.
ABD önce, verimsiz olduğu gerekçesiyle 2002’de kapatılan, Kaliforniya’daki “Mountain Pass Madeni”ni yeniden açma kararı almış, sonra da Japonya ve Avrupa ülkeleriyle birlikte Çin’i Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ)’ne şikâyet etmiştir. Brezilya, Güney Afrika, Malezya, Rusya, Hindistan, Tayland ve Vietnam NTE üretimini artırırken Sri Lanka ile Myanmar da NTE üretimine girmiştir. DTÖ’nün 2014’te aldığı karar üzerine Çin, 2015’te ihracat kotalarını kısmen kaldırmak zorunda kalmış, buna rağmen çevre sorunlarını gidermeye yönelik düzenlemeler yaparak üretimi kısmış ve NTE kozunu hissettirmeye devam etmiştir.
Çin’in bu politikası sonrasında NTE rezervlerine ulaşmada küresel bir rekabet sahnelenmiştir. Japonya, ülkenin güneydoğusundaki Minamitori Adası’nda önemli miktarda kaynak bulurken, ABD, Birleşik Krallık, Fransa, Avustralya ve Yeni Zelanda Pasifik Okyanusu adalarında kaynak bulma yarışına girmiştir. ABD ve Batı ülkeleri ayrıca Afrika topraklarında da pay kapma mücadelesine başlamıştır. Çin ise Grönland’da NTE üretimi imtiyaz hakkı satın almanın yanı sıra dünyanın en zengin Kobalt rezervine sahip olan Demokratik Kongo Cumhuriyeti madenlerinin büyük kısmını kontrolüne almayı başarmış ve Şili'nin bakır madenlerinde benzer imtiyazlar kazanmıştır. Çin’in, teknolojik üretimde NTE ile birlikte kullanılan diğer madenlere de yatırım yapması kritik mineral tekelini güçlendirmiştir.
ABD kritik minerallerde Çin’e olan bağımlılığı azaltmak için yoğun bir çalışma başlatmıştır. Bu gelişmeler yaşanırken, 2017 yılında yeniden üretime geçirilen Kaliforniya’daki “Mountain Pass Madeni”nden çıkarılan minerallerin işlenmesi için Çin’e gönderildiği ortaya çıkmıştır. ABD’de bu mineralleri işleyecek tesis olmadığı gerçeği, ABD kamuoyunudan tartışmalara neden olmuş ve çözüm arayışlarını hızlandırmıştır. Trump yönetiminin bu konuda attığı adımları devam ettiren Biden yönetimi 2021’de, NTE üretiminde dünyada söz sahibi Avustralyalı “Lynas” şirketi ile bir anlaşma imzalanmıştır. Bu anlaşma gereği; Lynas şirketinin, Avustralya ve Malezya’da çıkardığı NTE’yi, Çin yerine ABD’nin Texas Eyaleti’nde inşa edilen Rio Hondo’daki işleme tesislerine getirmesi karara bağlanmıştır.
Çin’e olan NTE bağımlılığının azaltılması konusu ABD’de siyaset üstü bir konuma evrilmiş ve ulusal güvenlik sorunu olarak görülmüştür. Bu bağlamda Haziran 2021’de, ABD senatosunda, kritik minerallerin tedarik zincirinin geliştirilmesini düzenleyen bir yasa kabul edilmiştir. Müteakiben Ocak 2022’de Senato’ya sunulan başka bir tasarı iki parti tarafından kabul görmüştür. Bu tasarı; ABD savunma sanayisinde faaliyet gösteren şirketlerin, 2026 yılında Çin’den NTE alımını sonlandırmasını ve bu zamana kadar yapılacak alımlarla stoklarını tamamlamasını dikte etmektedir. ABD 2026’ya kadar yerel üretimi yeterli hâle getirmeyi planlamış ve ikincil kaynaklardan, geri dönüşüm yoluyla NTE üretimi sağlama dâhil her türlü seçeneği denemeye karar vermiştir.
Çin’in NTE hâkimiyeti Hindistan’ı da harekete geçirmiş ve Hindistan, ülke topraklarında yeni rezervler tespit etmiştir. Hint yönetimleri, Batı ülkeleri, Avustralya ve Japonya ile bu konuda iş birliği yapmaya da başlamıştır. Hindistan şu anda NTE rezervleri bakımından dünyada üçüncü sırada yer almaktadır. Japonya ise yüksek motivasyonla alternatif arayışına girerek kaynaklarını çeşitlendirmeye başlamış ve kendi ekonomik bölgesi dâhilinde, okyanus dibinden NTE çıkarmaya başlamıştır. Japonya ayrıca Avustralya, Güney Kore ve Hindistan yönetimleri ile iş birliğine girmiştir. Avrupa Birliği (AB) ise kıt kaynaklarına çözüm bulmak için kısa vadede geri dönüşüm yoluyla NTE elde etmeye öncelik verirken ABD, Japonya, Hindistan, Avustralya ve Kanada ile işbirliği arayışlarını sürdürmüştür.
ABD ve müttefikleri, bütün gayretlerine rağmen Çin’in bu sektördeki hâkimiyetini kıramamıştır. Zira Çin’in NTE ve diğer kritik minerallerin üretimindeki tekelini yıkmak zaman, uzmanlık ve entegre bir sistem gerektirmektedir. Çin ambargosuna maruz kaldıktan sonra bu sektöre ciddi yatırım yaparak önemli kaynaklar bulan, Avustralyalı Lynas şirketiyle ortaklıklar kuran ve ABD’nin yatırımlarına katılan Japonya bile henüz bu sorunu aşacak duruma gelememiştir. Japonya’nın Çin’e olan NTE bağımlılığının 2025’te yüzde ellinin altına indirilmesi hedefi halen yakalanamamış görünmektedir. ABD ve Batı Bloku ülkeleri günümüzde G-7 ve QUAD İşbirliği mekanizmaları çerçevesinde Çin tekelini kırmak için işbirliği yaparken özel sektörü de bu işbirliğinin geliştirilmesinde cesaretlendirmektedir.
ABD’nin 2025 yılında aracılık ettiği barış görüşmelerinde kritik mineral imtiyazlarını elde etme hedefine öncelik verdiği görülmüştür. Nitekim ABD, Ukrayna ile bu konuda yaptığı anlaşma sonrasında Ukrayna üzerindeki baskısını azaltmıştır. ABD’nin Demokratik Kongo Cumhuriyeti ve Rwanda arasında barışı sağlamada üstlendiği rolde kritik mineral kaynaklarına ulaşmayı garantiye alması da dikkat çekmiştir. Bunlara ilave olarak ABD, Pakistan ve Endenozya ile yaptığı ticaret anlaşması pazarlıklarında kritik mineral imtiyazı almayı muhataplarına dayatmıştır. ABD’nin Gröndland’ı ülkeye katma söylemlerinin altında yatan önemli nedenlerden biri de kritik mineral kaynakları açısından bölgenin zengin olmasıdır.
Çin’in Kritik Mineral Tekelini Koruma Gayretleri
Çin, Güney Amerika ve Güneydoğu Asya’daki NTE kaynaklarına yatırım yapmanın yanı sıra NTE ile birlikte elektrikli araç bataryalarında ana hammadde girdilerinden olan bakır, nikel, lityum ve kobalt madenlerine, farklı coğrafyalarda yatırım yapmaya devam etmiştir. Çin bu istikamette 2021’de, Güney Amerika’da bakır, nikel ve lityum madenlerinde önemli kazanımlar elde etmiştir. Çin, Myanmar’ın NTE üretimini ülkesine yönlendirmeyi de başarmıştır. Bütün bunlara ilave olarak Çin, dünyanın en önemli kobalt rezervlerine sahip olan Demokratik Kongo Cumhuriyeti’ndeki kobalt madenlerinde söz sahibi hâle gelmiştir.
Çin kritik minerallerdeki küresel üstünlüğünü yitirmemek için ülke içi üretim ve dış tedarike yönelik olarak yeni düzenlemeler yapmıştır. Çin yarı resmî yayın organlarında, bu düzenlemeler sonrasında ülkenin NTE liderliğinin on yıl daha garantiye alındığı iddia edilmiştir. Nitekim Batı Bloku ülkelerinin yaklaşık 15 yıllık gayretlerine rağmen Çin’in kritik mineral üretimindeki baskın konumu engellenememiştir. Çin günümüzde NTE üretiminde %70, damıtmada %90, lityum üretiminde %60 ve kobalt üretiminde %62 ile zirvede yer almaktadır. Çin aynı zamanda elektrikli otomobil motoru ve rüzgâr türbinleri başta olmak üzere birçok sektörde vazgeçilmez bileşen olan magnetlerde de tekel konumundadır.
Ticaret Savaşlarında Kritik Mineraller
ABD Başkanı Trump’ın 2018’de başlattığı ticaret savaşları sonrasında Çin, NTE kozunu tekrar sahneye sürmüştür. ABD ile Çin arasında rekabet farklı zeminlerde sürerken artan fiyatlar ve tedarik sıkıntısından dünya fazlasıyla etkilenmiştir. ABD’nin NTE hakimiyetini koz olarak kullanan Çin’e karşı çip sektörünü dengeleyici enstrüman olarak kullanması Çin’i sert adımlar atmaktan alıkoyarken dünya hem çip hem de NTE fiyatlarının yükselmesi karşısında şaşkınlığa uğramıştır. Çevre hassasiyeti nedeniyle hibrit ve elektrikli otomobil üretimine geçiş yapmaya başlayan Avrupalı üretici firmalar da bu süreçte ciddi zarar görmüştür.
ABD ile Çin’in ticari restleşmesine korona virüs pandemisinin üretim üzerindeki kısıtlamaları eklenince NTE fiyatları 2020 ve 2021’de yükselmiştir. NTE talebinde de yıllık ortalama yüzde 22’lik bir yükseliş yaşanınca fiyat artışlarının ivmelenmesi kaçınılmaz hâle gelmiştir. Nitekim 2021 sonunda fiyatlar iki katına çıkarken Ocak 2022’de yüzde on zamlanmıştır.
Ticaret savaşları sürerken Rusya-Ukrayna savaşı başlamış ve devamında Rusya’ya karşı yaptırımlar hayata geçirilmeye başlayınca, 8 Mart 2022’de, Londra Metal Borsası’nda nikel fiyatları rekor yükselişe geçmiş ve bir müddet alım-satımı durdurulmuştur. Bu gelişme sonrasında dünya metal piyasaları nikel, bakır, kobalt, platin ve lityumda fiyat artışlarıyla boğuşmuştur. Rusya’nın, kobalt ve platin ihracında dünyanın ikinci ve nikel ihracatında üçüncü ülkesi olması bu sıkıntılara temel oluşturmuştur.
ABD korona virüs pandemisi sonrasında Çin firmalarına çip ihracat kısıtlamaları getirmiş ve müttefik ülkeleri bu konuda paralel adımlar atmaya zorlamıştır. Çin de misilleme olarak, Temmuz 2023 ve Aralık 2024’te bazı NTE ve NTE ağırlıklı ürünlerin ihracına kısıtlama getirerek Batı tedarik zincirlerini sekteye uğratmıştır. Müteakiben ABD Başkanı Trump’ın Çin’e uyguladığı yüksek gümrük tarifelerine karşılık olarak Çin Nisan 2025’te, NTE ve bağlantılı ürünlerin ihracına kısıtlama getirince Japonya, Güney Kore, Avrupa ve ABD’de otomobil sanayi durma noktasına gelmiştir. ABD silah sanayi dâhil olmak üzere birçok üretim alanı ciddi olarak etkilenince ABD yönetimi geri adım atarak yüksek tarifeleri kaldırmış ve Çin ile anlaşma yapma yoluna gitmiştir.
ABD’nin ürettiği beşinci nesil gizli savaş uçağı F-35’lerden bir tanesinin üretiminde 417 kg NTE’ye ihtiyaç vardır. NTE magnetleri ve bazı özel alaşımlar da birçok silah sisteminin üretilmesinde elzemdir. Bunun yanı sıra NTE magnetleri elektrikli otomobil motorlarında olmazsa olmaz unsurlardandır. Bunlara ilave olarak ABD savunma sanayinin ülkede tüketilen NTE miktarının yaklaşık yüzde onunu kullandığı da göz önüne alındığında ABD’nin neden geri adım attığını anlamak zor değildir.
Sonuç ve Değerlendirme
Günümüzde insan hayatının vazgeçilemez iletişim araçları (cep telefonu, bilgisayar, TV vs.), şarjlı piller (NiMH piller), sağlık teknolojisindeki görüntüleme cihazları (MR cihazı gibi), rüzgâr türbinleri, katalitik dönüştürücüler, motorlar (uçak, elektrikli otomobil motorları), optik ve teknolojik seramik sanayi, petrol üretim sanayi, güneş enerjisi panelleri, savunma sanayi ve elektrikli araçlara olan ihtiyaç kritik mineral talebini sürekli olarak artırmaktadır. Küresel ısınma nedeniyle elektrikli araçlara doğru evrilen otomobil teknolojisi, elektronik cihazlar, iletişim aletleri ve sağlık teknolojisinde bu minerallere duyulan zorunluluk ve küresel konjonktür gereği oluşan silahlanma yarışı bu minerallerin stratejik önemini daha da öne çıkarmaktadır.
Böylesi bir ortamda kritik minerallerde kendine yeterli olma konusu stratejik bir gereklilik olarak ortaya çıkarken Çin tekelini aşmanın zorluğu bütün dünyanın suratına acı bir gerçek olarak çarpmaktadır. ABD dâhil küresel ve bölgesel aktörlerin, yaklaşık 15 yıllık gayretine rağmen Çin’in kritik mineral tekeli karşısında yetersiz kalması bir realitedir. Söz konusu ülkelerin yaptıkları stratejik planlamalarda kendine yeterli hale gelebilmek için 2030 yılını hedef almalarına rağmen bu hedefi yakalamaları zor görünmektedir. Zira kritik mineral üretimi entegre bir sistem ile devlet aklı desteğinde sübvansiyonlara ihtiyaç duyarken çevre sorunlarını da aşmak zorundadır. Bu nedenle Batı ülkeleri QUAD ve G-7 gibi mekanizmalar çerçevesinde ortak üretim arayışındadır. Çin’in sektördeki avantajlı konumunu koruma gayretleri de dikkate alındığında kritik minerallerde Çin tekelinin kırılmasının büyük bir ihtimalle 2030’lı yılların ortalarından önce gerçekleşmeyeceği görülmektedir.
Çin’in ekonomik kalkınmasının mimarı, dönemin Devlet Başkanı Deng Şioping’in daha 1987 yılında, Çin sektörde yeniyken söylediği, “Ortadoğu’nun petrolü varsa bizim de NTE’miz var” cümlesi Çin’in bu konudaki uzun vadeli stratejisinin en açık özetidir. Dünya Deng Şioping’in bu cümlesini aklından çıkarmamalı ve mevcut durumun nedenlerini çok iyi etüt etmelidir. Ülkemiz de dâhil olmak üzere dünya ülkeleri bu değerlendirmeyi yaparak geleceğe yönelik dersler çıkarmalıdır. Bu değerlendirme yapılırken stratejik üretimin, stratejik akıl-devlet aklı devreye girmeden yapılamayacağı da unutulmamalıdır.