Cover Image
Analiz

ANTARKTİKA ANLAŞMALAR SİSTEMİ VE TÜRKİYE’NİN KUTUPLAR STRATEJİSİ

Antarktika, gerçekten sadece buzlarla kaplı bir kıta mı; yoksa geleceğin jeopolitik satranç tahtası mı? Tatlı su rezervlerinden stratejik madenlere kadar pek çok çıkarın kesiştiği bu bölgede artık yeni bir rekabetin ayak sesleri duyuluyor. Peki Türkiye, kutuplar stratejisiyle bu oyunda nerede duracak?

Prof. Dr. Nil Kula | Havva Okudan Soytürk | 8. Sayı 2025
Akademisyen

Dünyanın beşinci büyük kıtası kabul edilen, dünya tatlı su kaynaklarının üçte ikisini buz halinde üzerinde taşıyan ve güney kutup noktasının etrafında gizlerle dolu yüksek bir buzul kara olan Antarktika’ya ilgi Antik Yunan’daki coğrafya araştırmalarına kadar geri götürülebilir. 19. Yüzyıla kadar varlığı tartışmalı bir yer olan Antarktika insanoğlunun endüstriyel gelişmesinin getirdiği kaynak arayışları sonucunda keşfedilmiş bir kıtadır.1 Güney Kutbu’nun 1774’te keşfedilmesiyle bölgenin insanlık için değeri sorgulanmaya başlansa da 1970’lerin ortalarına kadar Antarktika’yla ilgili pek az şey bilinmekteydi. Zaman içinde soğuk hava koşullarında araştırma yapmayı sağlayan teknolojik ilerlemelerle birlikte, Antarktika’daki kaynakların hem mineraller hem de canlı rezervi açısından çeşitliliği ve bolluğu hakkında daha fazla bilgiye ulaşılmıştır. Böylece kıtanın doğal yapısı ve kaynakları hükümetler, işletmeler, bilimsel araştırmacılar ve çevreciler açısından ilgi çekici hale gelmiştir.2

 

Antarktika iklim şartlarının oldukça sert olması nedeniyle insan yaşamının neredeyse imkânsız olduğu bir kıtadır. Buna rağmen üzerinde kendi milliyetinden insanlar yaşamasa bile coğrafi yakınlık ve bilimsel araştırmalar bahanesiyle bir kısım ülkeler kıta üzerinde egemenlik iddiasında bulunmuşlardır.3


1900’lerin başından 1950’ye kadar yedi egemen devlet coğrafi yakınlık veya keşif gerekçesiyle Antarktika’da 60° Güney paralelinin güneyinde toprak talebinde bulunmuştur: Arjantin, Avustralya, Şili, Fransa, Yeni Zelanda, Norveç ve Birleşik Krallık. Bu iddialar günümüzde yalnızca bölgede hak iddia eden devletler arasında tanınmaktadır ve iddiaların hiçbirinin yerli nüfusu yoktur. Egemenlik her zaman insanın doğa üzerindeki hakimiyetiyle ilişkilendirilmektedir. Ancak Antarktika gibi doğası son derece aşırı uç ve kırılgan olarak algılanan bir kıta üzerinde insanın hükmü ve siyasetin işleyişi, çevreye tabiidir. Bu noktada kıta üzerindeki egemenlik iddialarının geçerliliğini hem hukuki hem de siyasi açıdan dikkate almak gereklidir. Antarktika topraklarında gerçek bir fiili işgal söz konusu değilse de egemenlik iddiasındaki devletler bilimsel ve idari pratikleriyle taleplerine meşruluk kazandırmaya çalışmaktadır. Lojistik kapasiteyi geliştirmek ve başta kıta üzerinde ulusal bir araştırma istasyonu kurmak olmak üzere, postane açmak ve doğum yaptırmak bu pratikler arasındadır. Yedi devletin egemenlik iddiası, 1959 yılında imzalanan Antarktika Antlaşması’yla dondurulmuştur. Mevcut iddialar reddedilmezken yeni iddialar kabul edilmemektedir.4

 

Antartika’nın Hukuki Statüsü


Antarktika Antlaşmasından detaylı şekilde bahsetmeden önce Antarktika’nın hukuki statüsüne ilişkin bir değerlendirme yapmak yerinde olacaktır. Antarktika Antlaşmalar Sistemi ile oluşturulan mekanizmanın belli noktalarda insanlığın ortak mirası ile uyuştuğu görülmektedir.


Antarktika Antlaşması’nın önsözünde tüm insanlığın çıkarı için kıtanın sonsuza dek barışçıl amaçlarla kullanımının söz konusu olması, Antarktika’nın res communis olduğunu akıllara getirmektedir.


Kimseye ait olmayan anlamına gelen res nullius ilkesinin aksine res communis herkese ait olan anlamına gelmektedir ve Antlaşma’nın önsözünde Kıta’nın barışçıl amaçlarla tüm insanlık yararına kullanımının esas olduğu kabul edilmiştir. Barışçıl amaçlarla kullanımı tüm uluslara aitken, egemenlik bakımından Antarktika’nın kimseye ait olmaması ise res nullius ilkesinin benimsendiğinin delilidir. Res nullius kavramının kullanımı aynı zamanda o bölgede bulunan kaynakların çıkarımının ve kullanımının özgürce yapılması anlamına da gelmektedir. Ancak Antarktika Kıtası, Antlaşma’nın imzalandığı tarihten itibaren res communis ilkesine tabi olmuştur ve beraberindeki antlaşmalarla bu statüsünü korumaktadır.5 Öte yandan, pozitif hukuk yani yürürlükte bulunan uluslararası hukuk açısından ortak miras olarak nitelendirilip nitelendirilemeyeceğine ilişkin kesin bir tanımlama yapılmadığı da ortadadır.6 Bununla birlikte, Antarktika’nın emsalsiz ve benzersiz bir hukuki statüye sahip olduğu ifade edilebilir.7

 

Antartika Antlaşmalar Sistemi


Antarktika’nın hukuki statüsünü değerlendirdikten sonra Antarktika’daki mekanizmayı oluşturan uluslararası sözleşmeleri incelemek yerinde olacaktır. Antarktika Antlaşması devletler arasında kurulan Antarktik iş birliğinin ve Antarktika kıtasının küresel yönetimi için inşa edilen hukuki düzenin temelidir. Bu noktada vurgulanması gereken, herhangi bir anlaşma için konu alanı belirlenmesinin siyasi bir süreç olduğudur. Diğer bir ifadeyle bu süreç, ilgili aktörlerin algısına göre şekillenmektedir. Bu bağlamda 1959 yılının Soğuk Savaş koşullarında hazırlanan Antlaşma öncelikli olarak egemenlik iddialarıyla ilgili anlaşmazlıkları, kıtanın silahsızlandırmasını ve bilimsel araştırmaların desteklenmesi ve geliştirilmesini hedef almış; dönemin iki kutbunu temsil eden süper güçlerin “güç oyunlarından” kıtanın uzak tutulmasını amaçlamıştır. Geçen yaklaşık altmış yıllık süreç içinde Anlaşma, Antarktika Antlaşmalar Sistemi olarak isimlendirilen sofistike bir hukuki sisteme evrilmiştir.8

 

Antarktika Antlaşmalar Sistemi özellikle Kıta’nın doğal kaynaklarının korunması amacıyla yapılan ve Antarktika Antlaşmasıyla bir bütün olarak kabul edilmiş olan antlaşmalardan oluşmaktadır.9 Antarktika Antlaşmalar Sistemi tanımı, Antarktika Antlaşması, Antarktika Antlaşması bünyesinde kabul edilen yürürlükteki önlemler, Antarktika Antlaşması ile ilişkili bulunan yürürlükteki ayrı uluslararası enstrümanlar ve söz konusu enstrümanlar bünyesinde kabul edilen yürürlükteki önlemler olarak yapılmaktadır. Bu tanım ışığında, Antarktika Antlaşmalar Sistemi,

             i.   Antarktika Antlaşmalar Sistemi’nin normatif kısımlarının temelini oluşturan Antarktika Antlaşması,

             ii.  Antarktika Antlaşması Danışma Toplantıları çerçevesinde kabul edilen yürürlükteki önlemler,

         iii. Antarktika Antlaşması temelinde kabul edilen yürürlükteki uluslararası antlaşmalar (1972 tarihli Antarktik Foklarının Korunması Sözleşmesi, 1980 tarihli Antarktik Deniz Canlı Kaynaklarının Korunması Hakkında Sözleşme, 1991 tarihli Madrid Protokolü ve ekleri) ve

            iv.  Bu uluslararası antlaşmalar bünyesinde kabul edilen yürürlükteki önlemleri kapsamaktadır.10

 

Antlaşma’nın ilk imzacıları, 1957-58 Uluslararası Jeofizik Yılı sırasında Antarktika'da faaliyet gösteren ve daha sonra Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti'nin Antlaşma’nın 1959 yılında Washington'da müzakere edildiği diplomatik konferansa katılma davetini kabul eden on iki ülkedir. Bu taraflar Antlaşma’nın IX. maddesinde öngörülen toplantılara (Antarktika Antlaşması Danışma Toplantıları) katılma hakkına sahiptir.

 

1959'dan bu yana 46 ülke daha Antlaşma’ya katılmıştır. Madde IX.2'ye göre, “Antarktika'da önemli araştırma faaliyetleri yürüterek” Antarktika'ya ilgi duyduklarını gösterdikleri süre boyunca Danışma Toplantıları’na katılma hakkına sahiptirler. Antarktika'ya katılan ülkelerden on yedisinin Antarktika'daki faaliyetleri bu hüküm uyarınca tanınmıştır ve sonuç olarak şu anda toplam yirmi dokuz Danışman Taraf bulunmaktadır. Diğer yirmi dokuz Danışman Olmayan Taraf, Danışma Toplantıları’na katılmaya davet edilmekte ancak karar alma sürecine katılmamaktadır.11

 

Antarktika Antlaşmalar Sistemi’nin yaratmış olduğu etkinliği sağlayacak başka bir uluslararası yönetişim sistemi bulunmamaktadır. Bu durum, Antarktika Antlaşmalar Sistemi’nin kusursuz bir sistem olduğunu kanıtlamasa da sistemin uluslararası barışa, bilimsel bilgi alışverişine, kaynak yönetimine ve uluslararası ahlâka olan katkısı yadsınamazdır.


Kıta üzerindeki bu yönetişim biçimi ile Antarktika Kıtası, insan aktivitelerinin sürdüğü dünya üzerindeki tek barışçıl kıta olma özelliğini korumaktadır.12

 

Başlangıçta demilitarizasyon ile sınırlı bir dış politika stratejisine konu olan Antarktika, Kuzey Kutbu’nda olduğu gibi gıda, ekonomi ve enerji güvenliğiyle ilişkili potansiyeli itibariyle giderek büyüyen beklenti ve hesaplara konu olmaktadır. Enerji güvenliğine duyulan ihtiyaç ve sınırlı kaynaklar için artan rekabet devletleri güvenilir enerji kaynakları için daha uzaklara bakmak zorunda bırakmaktadır. Antarktika, kömür yatakları, manganez cevherleri, demir, uranyum, bakır, kurşun ve diğer metalleri içeren mineral kaynakları ile dikkat çeken bir zenginliğe sahiptir. Ancak Behrendt, Antartika'nın bir bütün olarak petrol için umut verici olmasının muhtemel olmadığını ve bölgedeki kömüre ulaşmanın zor olduğu için ekonomik getirisinin olmayacağını, yerel ihtiyaç için kullanımının da uzak bir ihtimal olduğunu aktarmaktadır.13

 

Antarktika Anlaşmalar Sistemi, Antarktika Antlaşması Danışma Toplantısı (ATCM)’de kabul edilen çeşitli antlaşmalar, ekleri ve kararlardan oluşmaktadır. ATCM, 1995 yılına kadar aldığı kararların tamamını “Tavsiyeler (Recommendations)” olarak adlandırırken 1995’ten itibaren kararlarını ‘Önlemler (Measures), Kararlar (Decisions) ve Önergeler (Resolutions)” olarak üçe ayırmıştır. Bu kapsamda;


a.       Tavsiyeler ve Önlemler – ATCM’nin Kıtaya İlişkin Kararları: Tüm Antarktika Antlaşması Danışma Tarafları tarafından onaylandıktan sonra yasal olarak bağlayıcı olması amaçlanan hükümler içeren bir metin, Antarktika Antlaşması Madde IX paragraf 4 uyarınca onay için önerilen bir tedbir olarak ifade edilecek ve “Önlemler” olarak anılacaktır. Önlemler ardışık olarak numaralandırılacak ve ardından kabul edildikleri yıl yazılacaktır. Önlemler, tüm danışman ülkeler tarafından onaylandıktan sonra yasal olarak bağlayıcı olması amaçlanan hükümleri içeren bir metindir. ATCM’ler sırasında, danışman ülke temsilcileri, daha sonra onay için hükümetlerine tavsiye ettikleri Önlemleri kabul ederler. Tüm danışman ülkelerin bir Önlemi onaylaması gerekliliği, uzun zaman alabileceği için genellikle karmaşık bir faktördür. Önlem kararlarının çoğu, özel olarak korunan alanların ve tarihi alanların belirlenmesi veya yönetim planlarının gözden geçirilmesi ile ilgilidir.14 Onaylandıktan sonra bağlayıcı hale gelir.


b.         Kararlar – ATCM’nin İdari İşleyişe İlişkin Kararları: ATCM’de iç organizasyon meselesi hakkında alınan bir karar, kabul edildiği anda veya belirtilebilecek başka bir zamanda yürürlüğe girecek ve “Karar” olarak anılacaktır. Kararlar ardışık olarak numaralandırılacak ve bunu kabul edildiği yıl izleyecektir. Kararlar organizasyonel konularla ilgilidir.


c.         Önergeler – ATCM’nin Öneri Kararları: ATCM’de kabul edilen öneri niteliğindeki bir metin bir Önerge’de yer alacaktır. Önergeler ardışık olarak numaralandırılacak ve bunu kabul edildiği yıl izleyecektir. Tavsiye niteliğindedir.


Danışman ülke statüsü elde edebilmek için kabul edileceğine dair niyet beyanı sunulması gereken kararlar, Tavsiye ve Önlem niteliğindeki kararlardır. Antarktika Antlaşması’nın IX. maddesi, bu kararların genel amacını şu şekilde ifade etmektedir:

 

“İşbu Antlaşma’nın giriş paragrafında belirtilen Tarafların temsilcileri, Antlaşma’nın yürürlüğe girmesini izleyen iki ay içinde Canberra’da ve sonrasında uygun aralıklarla farklı yerlerde toplanacaklardır. Bu toplantılarda bilgi değişimi yapılacak, Antarktika’ya ilişkin ortak çıkar konularında danışmalarda bulunulacak ve Antlaşma’nın ilke ve hedeflerini geliştirmeye yönelik önlemler tasarlanarak Hükümetlere sunulacaktır. Bu önlemler özellikle şu hususları kapsayacaktır:

(a) Antarktika’nın salt barışçıl amaçlarla kullanılması;

(b) Antarktika’da bilimsel araştırmaların kolaylaştırılması;

(c) Antarktika’da uluslararası bilimsel iş birliğinin kolaylaştırılması;

(d) Antlaşma’nın Yedinci Maddesi’nde öngörülen denetleme hakkının kullanılmasının kolaylaştırılması;

(e) Antarktika’da yargı erkinin kullanılmasını ilgilendiren sorunlar;

(f) Antarktika’daki yaşam kaynaklarının korunması ve (bozulmadan) saklanması.”

 

Türkiye’nin Kutuplar Politikası


Günümüze değin alınan Tavsiye ve Önlem kararlarının kabul edileceğinin taahhüt edilmesinin Türkiye’nin egemenlik hakları açısından herhangi bir sorun oluşturmayacağı düşünülmektedir. Öğretide Antarktika konusunda dünya halklarının Türk halkı dâhil yeterince bilinç ve bilgiye sahip olmadığı düşünülmekte olup bu bilinç düzeyinin arttırılması gerekliliği vurgulanmaktadır. Bu noktada Türkiye’nin de kıtaya olan ilgisini ve kıtadaki bilimsel faaliyetlerini arttırması gerektiği belirtilmektedir.15


Türkiye’nin bu bölgede varlık gösterebilmek için birtakım diplomatik gayretleri söz konusudur.

 

2019 yılında Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu Marmara Araştırma Merkezi Kutup Araştırmaları Enstitüsü’nün (TÜBİTAK MAM KARE) kurulmasıyla ülkemizde kurumsal çatı görevi üstlenecek bir bilimsel organizasyon yapısı hayata geçirilmiştir. T.C. Cumhurbaşkanlığı himayelerinde ve Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı uhdesinde “Ulusal Kutup Bilim Programı 2018 – 2022” Aralık 2017’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Program kapsamında her sene kutup alanında Türk bilim insanları tarafından yürütülen bilimsel proje ve çalışmaların, bilimsel seferlerin sonuçlarının değerlendirildiği, öncelikli alanlar konusundaki gelişmelerin ele alındığı "Ulusal Kutup Bilimleri Çalıştayı" düzenlenmektedir. Ayrıca 2020 yılından itibaren “Kutup Şenliği” düzenlenerek hem öğrenciler hem de öğretmenler kutuplarda araştırmalar yapan bilim insanları ile bir araya gelerek kutuplar hakkında eğitim ve farkındalık çalışmalarına katılmaktadırlar. Tüm bunların yanı sıra, günümüze değin beş adet Ulusal Arktik Bilimsel Araştırma seferi gerçekleştiren TUBİTAK MAM KARE, 8-31 Temmuz 2025 tarihleri arasında gerçekleştirdiği son seferinde Arktik Okyanusu'nda; CTD (İletkenlik, Sıcaklık, Derinlik) profilleri boyunca deniz suyu özelliklerinin analiz edilmesi, yüzey sıcaklığı ve tuzluluk ölçümleri, su ve sediman örneklemeleri, mikroplastik analizi, GNSS (Küresel Konumlandırma Uydu Sistemi) verileri ile atmosferik süreçlerin izlenmesi, meteorolojik değişkenlerin bölgesel ve zamansal ölçeklerde gözlemlenmesi gerçekleştirmiştir. TÜBİTAK MAM KARE koordinasyonunda düzenlenen Ulusal Arktik Bilimsel Araştırma Seferleri, ülkemizin kutup bölgelerine yönelik bilimsel kapasitesini güçlendirmeyi ve uluslararası bilimsel iş birliklerini artırmayı hedeflemekte ve Arktik’te düzenli olarak sürdürülen bu seferler, Türkiye'nin bilimsel varlığını küresel ölçekte daha da görünür hale getirmektedir. Bu şekilde, Antartika Antlaşması Madde IX.2 uyarınca danışman ülke statüsü kazanabilmek için işaret edilen “Antarktika'da önemli araştırma faaliyetleri yürüterek” Antarktika'ya ilgi duyulduğunun gösterilmesi ölçeği de ülkemizce yerine getirilmektedir.

 

Türkiye, Antarktika Antlaşmalar Sistemi içinde yer alan antlaşmalardan yalnızca ikisine taraf olmuş, o da belgelerin yürürlüğe girmesinin üzerinden yıllar geçtikten sonra gerçekleştirilmiştir. Antarktika’ya ilgi gösterilmesinde her ne kadar geç kalınmış olsa da hazırlanan antlaşmalara taraf olmak, uluslararası alanda etkili bir rol oynamanın kapılarını bize açmaktadır.


2017 yılında taraf olunan Madrid Protokolü ile birlikte, Antarktika’da yapılan bilimsel çalışmalara katılma isteği “istek” olarak kalmayıp araştırma üssü kurularak hayata geçirildiğinde, Antarktika ile ilgili yapılan Danışma Toplantılarına “Danışman Devlet” statüsü kazanılarak katılındığında, Türkiye Antarktika’nın geleceği hakkında alınan kararlarda söz hakkına sahip olacaktır. Böylece, ileriki yıllarda uluslararası alanda daha da önemli bir konuma gelecek olan Antarktika Kıtası’nda Türkiye de bulunacak, ortak miras olarak kabul edilen bölgede diğer devletlerle birlikte hareket etme şansına kavuşacaktır.16


Türkiye, küresel vizyonuna bağlı olarak son on yılda Antarktika’ya ilgisini artırmıştır. Bilimsel iş birlikleri Antarktika Antlaşmalar Sistemi açısından önemli görülmekle birlikte Türkiye’nin çok uluslu ortak bir araştırma istasyonunu hayata geçirmesi bilim diplomasisi kapsamında ilişkilerini güçlendirecek ve uluslararası görünümünü olumlu yönde etkileyecektir.17


Referaanslar


1 Civanoğlu, A. 2019. Türk Dış Politikasında Yeni Yönelimler: Antarktika’da Türk Araştırma Üssü Kurulması ve Kıtanın Geleceği Hakkında Öngörüler (Doktora Tezi). Edirne: Trakya Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı, 1.

2 Doruk, E. 2018. Ortak Miras Antarktika’nın Uluslararası Rejim Kapsamında Yönetimi (Doktora Tezi). İzmir: Ege Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı, 12.

3 Akıl, A. 2021. “Uluslararası Hukuk Çerçevesinde İnsanlığın Ortak Mirası Olarak Antarktika”, Erciyes Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 16(2), 341.

4 Doruk, E. 2021. “Ortak Miras Kavramı Bağlamında Antarktik İş Birliği”, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 31(1), 232.

5 İnan Şimşek, A. 2019. “Uluslararası Toplumun Kutup Politikaları: Arktik-Antarktika Karşılaştırması”, Akdeniz İİBF Dergisi, 2019 Özel Sayısı, 216.

6 Akıl, 358.

7 Yüksel, M. 2021. İnsanlığın Ortak Mirası ve Antarktika’nın Hukuksal Statüsünün Belirlenmesi (Yüksek Lisans Tezi). Ankara: Hacettepe Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kamu Hukuku Anabilim Dalı, 217.

8 Doruk, “Ortak Miras Kavramı Bağlamında Antarktik İş Birliği”, 63.

9 Civanoğlu, 113-114.

10 Yüksel, İnsanlığın Ortak Mirası ve Antarktika’nın Hukuksal Statüsünün Belirlenmesi, 107-108.

11 Antarctic Treaty Secretariat. “Parties”. https://www.ats.aq/devAS/Parties?lang=e, Son erişim tarihi: 11 Ağustos 2025.

12 İnan Şimşek, 217

13 Özer, S. 2019. “Avustralya’nın Antarktika Politikası”, Akdeniz İİBF Dergisi, 2019 Özel Sayısı ,197

14 Private Implementation of Public Soft Law, 6.

15 Akıl, 359.

16 Altıner Coşkun, S. 2018. “Antarktika Kıtasındaki Hukuki Rejim ve Türkiye’nin Kıtadaki Varlığı”, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 22(3),126-127.

17 Kökyay, F., Uysal, A. C., Kökyay, N. E. 2023. “Bilim Diplomasisi Bağlamında Ortak Araştırma İstasyonlarının Türkiye’nin Antarktika Vizyonuna Katkısı”, İstanbul Nişantaşı Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 11(1), 245.